AMY&PINK

AND THEIR DANCING AND THEIR LAUGHING.

 
RSS Feed

Have we lost freedom?

Gaziantepli Sonnendach firması, güneş enerjisi ile çalışan solar şarj cihazlarını Türkiye’de ekim ayında piyasaya sunacak.

Sonnendach Doğal Enerji Sistemleri Limited Şirketi Üst Düzey Yöneticisi (CEO) Mehmet Yıldırım,yenilenebilir enerji kaynakları kullanarak enerji üretiminde çevre ve insan sağlığına zarar vermeyen bir kültür geliştirmeyi ve Türkiye’nin dışarıya bağımlılığının azaltılmayı hedeflediklerini söyledi.

Alternatif enerji kaynakları konusunda AR-GE çalışmalarına ağırlık verdiklerini vurgulayan Yıldırım, cep telefonu, lap top, fotoğraf makinesi, kamera ve MP3′ü de şarj edebilen güneş enerjisiyle çalışan şarj cihazlarının Türkiye ve Afrika distribütörlüğünü aldıklarını belirtti. Yıldırım, 2 yıl boyunca araştırma yaptıklarını ifade ederek, şunları anlattı:

“Tayvan ve Çinli iki firmanın Türkiye ve Afrika distribütörlüğünü aldık. Çin’de bununla ilgili teknoloji çok gelişmiş. Distribütörlüğünü aldığımız Çinli firma, solar şarj cihazını yapmış. Şarj aletini güneşe koyuyorsunuz, içinde cep telefonunda kullanılan piller var, piller güneşte doluyor. Cep telefonu kitlerini bağlayarak, telefonunuzu şarj ediyorsunuz. Tayvan’dan malzemeyi alıyoruz. Çinli firma, bizim markamız adı altında bu ürünlerin üretimini yapıyor. Türkiye’ye ilk bizim getirdiğimiz solar cihazı ile fotoğraf makinesini, kamera, lap top ve MP3 de şarj edilebiliyor.”

“TASARIM PATENTİNİ ALDIK”

Distribütörlük aldıktan sonra ürünleri kendilerinin geliştirmeye başladığını anlatan Yıldırım, şu anda 5 çeşit solar şarj cihazı ile bisikletçiler, öğrenciler, sporcular ve iş adamları için üstünde solar şarj cihazlarının bulunduğu özel çantalar geliştirdiklerini kaydetti.

Solar şarj cihazlarının fiyatının KDV hariç 25-260 dolar, çantaların fiyatının 45-75 dolar arasında değiştiğini, bütün ürünlerin elektrikle de şarj edilebildiğini belirten Yıldırım, şunları aktardı:

“12 volta kadar şarj edebiliyorsunuz. 4 ile 10 saat arasında güneşte şarj oluyor. 6 ay bile geçse, piller dolu kalıyor. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ürünlerimize 7 yıl ömür verdi, ürünlerimiz 2 yıl garantili. Çantaların ve lap top şarj cihazının endüstriyel tasarım patentini aldık. 2009 yılında lap top cihazı şarjını Türkiye’de üreteceğiz.”

“AFRİKA’DAN ÇOK CİDDİ İLGİ VAR”

Mehmet Yıldırım, solar şarj cihazlarının dünyada ABD ve Çin’in yanı sıra Avusturya, Almanya ve İngiltere gibi Avrupa ülkelerinde kullanıldığını bildirdi. Sonnendach olarak solar şarj cihazı ürünlerini ve çantaları Afrika ülkelerine ihraca başladıklarını belirten Yıldırım, şunları kaydetti:

“Şu anda Fildişi ve Senegal’a gönderdik, Togo, Gana ve Gine’ye de göndereceğiz. Afrika’dan ürünlerimize ciddi ilgi oldu. Bu işin milyarlarca dolarlık piyasası var. Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu’nun (TUSKON) işbirliği zirveleri sayesinde yeni bağlantılar kurduk. Senegal ve Gine Disera’nın ticaret bakanları ile tanıştık. Ürünlerimiz ilgilerini çok çekti. Gine ticaret bakanının resmi davetlisi olarak, 25 Ağustos’ta Gine’de toplantı yapacağız. Fildişine, Senegal’a bölge distribütörlüğü verdik ve Kenya ve Kongo’ya vereceğiz. TUSKON zirvesinde tanıştığımız Fransız firma ile Avrupa distribütörlüğü görüşmemiz de son aşamada. Çin’de bir ay içinde ofis açacağız. İhracatta, özellikle lap top şarj cihazı ihracatında hedefimiz ABD.”

Türkiye’de marka ve reklam çalışmalarına ağırlık verdiklerini anlatan Mehmet Yıldırım, “Türkiye’de de ürünlerin satışına başlıyoruz. İstanbul, Ankara ve Gaziantep’te bölge distribütörlükleri oluşturduk. Ekim ayında ürünler piyasada olacak” dedi.

Uluslararası patent başvurularında (PCT) üç yıllık toplam artışlar dikkate alındığında yüzde 241 artışla Türkiye, Çin’i geride bırakarak en çok artış sağlayan ülke oldu. Türkiye’de 2003 yılında 38 bin olan marka başvurusu ise 2006 yılında 67 bine ulaştı.

TÜRK Patent Enstitüsü (TPE) Başkanı Yusuf Balcı, Türkiye’de patent başvurularında dünya ortalamasının çok üzerinde artışlar meydana geldiğini bildirerek, “uluslararası patent başvurularında (PCT) üç yıllık toplam artışlar değerlendirildiğinde yüzde 241 artış ile Çin’i geride bırakarak en çok artış sağlayan ülkeyiz” dedi. Balcı, sınai mülkiyet hakları ile ilgili işlemleri Türkiye’de üretmekle görevli tek yetkili kuruluşun Türk Patent Enstitüsü olduğunu bildirdi. Son dönemde tescil işlemlerinin kalitesinin artırılmasının yanında Türkiye’de sınai mülkiyet bilincinin yerleşmesi ve gelişmesi için tanıtım faaliyetlerine büyük önem verdiklerini belirten Balcı, bu amaçla uygulanan strateji ve projelerin sonucunun alınmaya başlandığını kaydetti.

67 BİNE ÇIKTI: Türk ekonomisinde yaşanan gelişmelere paralel olarak sınai mülkiyet başvurularında da önemli artışlar olduğunu belirten Balcı, “2003 yılında 38 bin olan marka başvurusu 2006 yılında 67 bine ulaştı. Marka başvurusunda Fransa ve Almanya ile birlikte Avrupa’da ilk üç arasında yer alıyoruz. Geçen yıl 30 bin endüstriyel tasarım başvurusu oldu. Endüstriyel tasarımlarda da Avrupa’da ilk üç içindeyiz” dedi. Son dönemde Türkiye’de patent başvurularında da dünya ortalamasının çok üzerinde artışlar olduğuna dikkat çeken Balcı, yerli patent başvurularında bu yılın ilk yarısında önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 83 artış gerçekleştiğini kaydetti. Verilen patentlerde yerli patent sayısının ilk kez geçen yıl üç basamaklı rakamlara ulaştığını ifade eden Balcı, bu yılın ilk 6 ayında da üç basamaklı rakamların görüldüğünü anlattı. Küçük patent denilen faydalı model başvurularında da bu yılın ilk 6 ayında önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 34 artış olduğunu bildiren Balcı, “Patent alanında sayısal olarak bulunulan noktanın Türkiye’nin potansiyelini yansıtmamakla birlikte geçen yıl 3500’ü yerli olmak üzere, 7700 patent ve faydalı model başvurusu yapıldı” dedi.

ÇİN’İ GERİDE BIRAKTIK: “Uluslararası patent başvurularında (PTC) üç yıllık toplam artışlar değerlendirildiğinde ise yüzde 241 artış ile Çin’i geride bırakarak en çok artış sağlayan ülkeyiz” diyen Balcı, patentte 2006 yılı verilerine göre uluslararası başvuru sayısı itibariyle Türkiye’nin dünyada 28. sırada olduğunu anlattı. Türkiye’nin yerli patent başvuru sayısında Avrupa’da 11. sırada bulunduğunu belirten Balcı, şunları söyledi: “Patent alanında yıllık artış ortalaması dünyada yüzde 5-10 oranlarında gerçekleşirken, Türkiye’deki artış oranı son yıllarda yüzde 40-50 aralığında bulunuyor. Bu trendin devamı halinde üç-dört yıl içinde dünyada öncü kabul edilen ilk 15 ülke arasına girmeyi bekliyoruz. Türkiye, bu patlamayı gerçekleştirecek potansiyele sahip. Son dönemde yapılan bilimsel araştırmalar, patent başvurularındaki yüzde 1’lik artış ülke ekonomilerinde yüzde 0,11’lik büyümeye tekabül ettiğinin ortaya çıkardı. Bu tespit son dönemde patent başvurularında yaşanan artışlara ayrı bir anlam kazandırdı. Bu yılın ilk yarısında yerli patent tescilleri iki kat arttı. Yerli patent tescil oranları da yüzde 2’lerden yüzde 6 civarına çıktı. Patent konusunda çok daha büyük bir patlama gerçekleşecek. Bu yıl 70 bin marka başvurusunu geçmeyi bekliyoruz.”

HÜRRİYET

Adana’nın Ceyhan ilçesinde bir çiftçi tarlasını güneş enerjisiyle çalıştırdığı pompalarla suluyor.

Artan mazot ve elektrik fiyatları çiftçileri, daha ekonomik enerji arayışına yöneltiyor.

Ceyhanlı çiftçi Kazım Önük, nehir kıyısındaki tarlasının sulama pompalarını çalıştırması için güneş panelleri kurdurdu.

Önük, “Artan fiyatlar karşısında, gerek benzin, gerek mazot, gerek elektrik. ondan dolayı böyle bir yeniliği araştırdım buldum” dedi.

Tarım girdilerinde önemli avantaj sağlayan sistemin, ödenen parayı 4 yılda amorti ettiği belirtiliyor.

Türk altın ve mücevherat sektörü dünya pazarında hızlı büyüyor. Yıllık ihracatı 1,5 milyar doları bulan sektör, İtalya’nın ardından ikinci sıraya yerleşti. Yeni İstanbul Değerli Maden ve Mücevherat İhracatçıları Birliği (İDMMİB) Başkanı İmam Altınbaş, Türk altın ve mücevherat sektörünün dünya markası olacağına inanıyor. Altınbaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Altınbaş, 2010′da 5, 2015 yılında ise 10 milyar dolara ulaşmak istediklerini söylüyor.

Bir önceki yönetimde başkan yardımcısı olarak görev alan Altınbaş, göreve gelir gelmez sektörün 10 yıllık gelecek stratejik planını hazırlattı. Birlik Başkanı, fırsat ve tehditlerin farkında olduklarını ve sektörlerini küresel rekabete karşı güçlendireceklerini ifade ediyor. Stratejik plan gereğince Kamu İlişkileri ve Mevzuat, İletişim ve Fuarlar, Ar-Ge ve Eğitim, Sektörel Katılım ve İşbirliği alanlarında projeler üretilecek. Ülkemizde tüm meselelere kısa vadeli bakmak bir alışkanlıkken Başkan Altınbaş’ın konuya yaklaşımı biraz farklı: “Almanya, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerle, Çin, Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerde sektörel stratejiler uzun vadeli yapılıyor. Küresel rekabete karşı, güçlendirmek amacı ile uluslararası bir kuruluşla çalışacak ve 10 yıllık stratejik plan hazırlatacağız. Bu planda dünya pazarlarını ve rakiplerimizi göz önüne alacak, sektörümüzün güçlü ve zayıf yönlerini ortaya koyacak ve kısa, orta, uzun vadeli çözüm önerileri getireceğiz.”

İDMMİB Başkanı Altınbaş’a göre, Türkiye’nin dünya liderliğine oynayabilecek sektörleri arasında, kuyumculuk sektörü en şanslı olanı. Bunun için gerekli deneyim ve birikim sektörde mevcut. Bugün altın işçiliğinde ulaşılan kalite ve kapasite ile İtalya pazarının büyük bölümünü Türkiye’nin ele geçirmesi de bunun delili. Üretim gücünü ve kaliteli işçiliği, teknoloji, tasarım, pazarlama ve hizmetle geliştirmek gerektiğini dile getiren Altınbaş, şunları aktarıyor: “Amacımız ülkemizi mücevher tasarımı, üretimi, dağıtımı ve hizmetinde marka ülke haline getirmektir. Başka bir deyişle saatte İsviçre’nin yaptığını mücevherde başarmaktır.” Sektörde 3 bine yakın küçük ve orta ölçekli üretici faaliyet gösteriyor. 250 bin kişiye de istihdam sağlanıyor. Küçük işletmelerin öneminin farkında olduklarını ve bu işletmelerin teknoloji, pazarlama ve finansman gibi çok önemli ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğini vurgulayan Altınbaş, KOBİ’lerin kurumsallaşmasının gerekliliğine de vurgu yapıyor.

Bunların başarılması için ihracat girdi maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini kaydeden Başkan Altınbaş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sektörümüz altında da, değerli taşlarda da tamamen dışa bağımlı olduğundan fiyatlar da bunlara bağlı olarak gelişiyor. Buna bir de yüksek vergiler eklendiğinde hareket edemez noktaya geliyoruz. Rakiplerimiz Çin, Hindistan, Hong Kong, Tayland’ın, ihracatçılarını desteklemek için temel girdilerde ithal vergilerini sıfır ya da sembolik düzeylerde tutmasına karşın bizde uygulanan yüksek ÖTV oranları kabul edilebilir değil. Birlik olarak bu konudaki beklentilerimizi hükümetimiz ve bürokrasimize anlatmak için işin uzmanlarına teknik bir rapor hazırlatacağız. Görülecek ki vergiler indirildiğinde asıl kazanan yine devletimiz olacaktır.” Sektörün imaj yönetimi için de Mücevher Tanıtım Grubu oluşturulacak.

Yeni İDMMİB Başkanı, marka ülke olmak için sadece kendi sektörlerinin çabasının yetmeyeceğini, topyekün bir çabanın gerekliliğini de ifade ediyor. Başkan, ayrıca geçmiş yönetimlerin bugüne kadar getirdiği bayrağı daha yukarılara taşımak üzere görevi devraldıklarını dile getiriyor ve bir önceki yönetime eski Başkan Atasay Kamer’in nezdinde teşekkür ediyor. Geleceğe yönelik yönetim felsefesinde ise kadrocu bir anlayışla değil de çoklu katılımla, şeffaf bir yönetim biçimiyle gerçekleştireceklerini söylüyor.

Yeni birlik yönetiminin hedefleri

İhracatını artırmak için; pazar araştırmalarından eğitime, fuar katılımlarından alım heyetlerine kadar birçok alanda destek verilmesine devam edilecek. Böylece kaynak kullanımında verimlilik artırılacak.

Amerika gibi geleneksel pazarlara alternatif olarak Çin ve Hindistan gibi gelişen yeni pazarlara da ağırlık verilecek.

Türkiye’nin ihracatında, birliğin payı yüzde 1,5 düzeyinden yüzde 5 seviyesine çıkarılacak.

Sektör için ucuz işçilik avantaj olmaktan çıktı. Yerine yenilikçilik, tasarım, lojistik, pazarlama ve kaliteli müşteri hizmeti konulacak. Getirisi yüksek olan bu alanda düşük fiyatla değil kaliteli, sofistike, özgün ürünlerle rekabetçi olunacak.

TÜBİTAK Bilim Ödülü, bu yıl Prof. Dr. Mehmet Şengün Özsöz’e verilecek. Ege Üniversitesi (EÜ) Eczacılık Fakültesi Temel Bilimler Bölümü Analitik Kimya Anabilim Dalı Başkanı olan Özsöz, ödüle biyolojik madde algılayıcı sensörler (biyosensörler) alanında, “Elektrokimyasal Enzim ve DNA Biyosensörleri Geliştirme” konulu çalışmalarıyla hak kazandı.

Temel bilimler alanındaki çalışmalarla uluslararası başarı sağlayan Prof. Dr. Özsöz, “Bana çalışmalarımı yürütmem için 20 öğrenci verilsin, Türkiye’ye 20 yıl sonra bir Nobel kazandırayım. Burada önemli olan, Nobel’in kazanılıp kazanılmaması değildir. Sizi başarıya götürecek bir hedefiniz olmalıdır. Nobel, benim hedefim” dedi.

Özsöz, sözkonusu çalışmasının, yeni gelişen bir bilim alanı olup sağlık ve çevre konularında önemli yer tuttuğunu ve tıpta teşhis amaçlı kullanılan cihazların temelini oluşturduğunu belirtti. Özsöz, “Biyolojik maddeleri kullanarak kimyevi madde tahlili yapıyoruz. Sağlık ve çevre alanlarında, genetik ve bulaşıcı hastalıkların saptanmasında, ayrıca kanser teşhisinde kullanılan bir yöntemdir. Bugün hastanelerde kullanılan bütün yöntemlerin yüzde 95′i optiktir. Bizimkilerse elektrokimyevi algılamaya dayanır” şeklinde konuştu.

Doktora sonrası 1989 yılında ABD’ye gittiğini anlatan Mehmet Şengün Özsöz, “Daha önce yayınlarını takip ettiğim Dr. Joseph Wang’la görüştüm. Beni destekleyebileceğini söyledi ve orada iki yıl kadar kalma imkanı buldum. Yaklaşık 15 makalemiz oldu ve bir de patent aldık” dedi.

Yurtdışından bu konuyu öğrenmek ve araştırma yapmak için birçok kişinin geldiğini kaydeden Prof. Dr. Özsöz, “Üniversiteyi bitirdiğim 1970 yılından beri akademik ortamda yaptıklarımın bir sonucu olarak bu ödülü almam beni çok duygulandırdı. Üniversitelerimizin özellikleri sebebiyle 1980 yılına kadar bilimsel olarak pek bir şey yapamadım fakat yapmayı düşündüklerimi şekillendirdim” diye konuştu.

Almanya’da, Avrupa’da ilk defa elektrokimyevi DNA biyosensörleri (lab on chip) tasarımıyla ilgili araştırma yapan November Ag firmasının kendileriyle bilimsel araştırma anlaşması yaptığını ifade eden Prof. Dr. Özsöz, şunları söyledi: “Kendilerine araştırmalarında bilimsel destek sağladık. Öğrencilerimden Burcu Meriç’i oraya gönderdim ve proje, tamamen bizim desteğimizle yürütüldü. Bir Alman araştırma firmasının bilimsel olarak Türkiye’yi tercih etmesi çok büyük bir bilimsel katkıdır.”

Türkiye’nin, eğitilmiş insan gücüyle kalkınabileceğini ve bilime dayalı ekonomik kalkınmanın bu şekilde olabileceğine inandığını vurgulayan Özsöz, Avrupa Birliği’nin bilimsel öncelikleri arasında bilgiye dayalı biyoekonominin yer aldığını dile getirdi. Özsöz, “Biyoalgılayıcılar da bu kapsam içindedir. Bütün bunların altında yetişmiş insan gücü çok büyük önem taşır. Elimden geldiği ölçüde bütün bildiklerimi Türkiye genelinde gençlerle paylaşmaya, biyoalgılayıcılar konusunda yetişmelerini sağlamaya çalıştım” dedi.

Kaynak:Haberler

Doğuş grubu ve Orjin grup ortaklığıyla İstanbul İstinye’de inşa edilen İstinyePark Alışveriş Merkezi ziyarete açıldı. Merkezin resmi açılışnın ise ekim ayında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla yapılacağı açıklandı. İstinyePark Alışveriş Merkezi’nin arsa payı hariç 270 milyon dolara mâl olduğunu söyleyen İstinyePark Genel Müdürü Hakan Kurt, bölgenin ulaşımını rahatlatacak kavşak inşaatlarının devam ettiğini belirtti.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne İstinyePark’ın bulunduğu yol güzergâhları üzerinde 3 kavşak inşaatı yapmayı taahhüt ettiklerini belirten Hakan Kurt şunları söyledi: “Belediye’ye ‘Siz yeter ki bize kavşak yapacak imkânı verin, biz trafiği rahatlatmak için üzerimize düşeni yaparız’ dedik. Bu çerçevede 3 adet kavşak yapmayı taahhüt ettik. 25 milyon dolarlık bir ek yatırımla hayata geçecek olan 3 kavşaktan ikisi ekim sonunda çalışır hale gelecek. Bunların biri İstinye metro istasyonu civarında, diğeri de İstanbul Menkul Kıymetler Borsası yakınlarında bulunuyor.”

Yılda 20 milyon ziyaretçi

İstinyePark’ın Amerikalı mimar grubu tarafından yapıldığını ifade eden Kurt, “Burası mimarisiyle, alışveriş caddesi ve nostaljik klasik pazar yeriyle diğer alışveriş merkezlerinden çok farklı” dedi.
Toplam 270 bin metrekare inşaat alanı bulunan İstinyePark’ta 91 bin metrekare kiralanabilir alan ve yaklaşık 300 mağazanın yer aldığını anlatan Hakan Kurt, haftaiçi 40 bin, haftasonu 75 bin kişinin ziyaret etmesi beklenen merkeze yılda 20 milyon kişinin gelmesini tahmin ettiklerini söyledi. Kurt, “İstinyepark’a Körfez ülkelerinden, Orta Asya Cumhuriyetleri’nden ve Rusya’dan da ziyaretçilerin gelmesini bekliyoruz” dedi.

Araba müzesi de olacak

Kurt, 3 bin araçlık otoparkı bulunan merkezde bir kültür sanat müzesi ile araba müzesinin de oluşturulacağını anlattı. Merkezde, Hillside City Club İstinye’nin çeşitli spor tesisleri, açık-kapalı havuz, spa merkezi ve 12 sinema salonuyla AFM de yer alıyor.
Son 20 daire satışa çıkıyor

İstinyePark’ın 420 daireden oluşan konut bölümü de tamamlanmak üzere. Konutların 400′ünü satan ve ilk etap konutları kasımda teslim etmeye hazırlanan Doğuş ve Orjin grup ortaklığı kalan son 20 daireyi de 2007 yılının sonuna kadar satışa çıkarmayı planlıyor.

40′a yakın kafe ve restoran bulunuyor

İstinyePark’ta 300′e yakın mağaza, 40′a yakın kafe ve restoran bulunuyor. Armani Jeans, DKNY Jeans, Dolce&Gabbana, Ferre, Gucci ve Paul Smith, Vakko, Mavi Jeans, Gilan, Machka, Derishow gibi markaların yer aldığı alışveriş merkezinin 91 bin metrekarelik kiralanabilir alanının 15 bin metrekaresinde Beymen ve Boyner ile Beymen’in temsil ettiği yabancı markalar faaliyet gösteriyor.

Alışveriş meydanı ve nostaljik pazaryeri
İstinyePark’ın en dikkat çekici mekânları kapalı pazar yeri ve park bölümü. Geleneksel Türk mimarisinden esinlenerek oluşturulan nostaljik pazaryerinde her biri ayrı bir işletme olarak hizmet veren kasap, manav, balıkçı, baharatçı, bakkal, fırın, kuru kahveci, şekerlemeci, tütün ve içki dükkânlarının yanı sıra Osmanlı mutfağının hâkim olduğu bir lokanta bulunuyor. Hakan Kurt, nostaljik pazarın Beşiktaş Pazarı, Kadıköy Çarşısı ve Beyoğlu Balık Pazarı konseptinde tasarlandığını söyledi. Kurt, “Nostaljik alışverişi hayata geçirmeyi hedefledik” dedi.

Alışveriş caddesi

Açık alandaki park bölümünde ise bir alışveriş caddesi havası hâkim. Bu bölümde yeşil park alanı, su ve lazer oyunlarının yapılacağı süs havuzuyla Burberry, Chloe, Coach, Etro, Gucci, Hugo Boss, Louis Vuitton, Paul Smith gibi markaların mağazaları yer alıyor.
Ayrıca alışveriş merkezinin diğer bloklarını alışveriş caddesiyle birbirine bağlayan bulvar bölümünde GAP, Park Bravo, Mango, Paul&Shark, La Perla gibi giyim markalarının yanı sıra, Esse, Darty, Teknosa gibi elektronik eşya, Zara Home ve Chakra gibi ev ve dekorasyon mağazaları hizmet veriyor.

TÜRK Patent Enstitisü’nden Alevileri sevindiren karar. Alevilik inancının önemli temsilcilerinden Hubyar Sultan’ın ismini marka olarak tescil edilmesi talebine Patent Enstitüsü’nden ret yanıtı geldi. Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Hıdır Temel, “Atalarımın ismi üzerinde hak talep ediyorum” diyerek Hubyar ismini kendi üzerine tescil ettirmek için Türk Patent Enstitüsü’ne başvuru yapmıştı. Alevi örgütleri Hubyar Sultan’ın ‘topluma mal olmuş sosyal bir olgu’ olduğunu savunarak bu talebe karşı çıktı.

MAHKEMEYE GİDEBİLİR

Patent Enstitüsü 26 Şubat 2007′de Temel ailesinin bu talebini reddetti. Ancak Temel ailesinin ısrarı sürdü. Enstitü’ye itiraz ederek kararın yeniden görüşülmesini istedi. Konu Patent Enstitüsü Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nda ele alındı. Kurul 11 Eylül 2007′de ikinci kez ret kararı verdi. Temel ailesi mahkemelerde dava açabilecek. Hubyar Alevi inanç merkezlerinden biri. Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Hubyar köyünde, köye ismini veren Sultan’ın türbesi de bulunuyor. Alevi inancına mensup kişiler bu türbeyi ziyaret ederek ibadette bulunuyor.

Üretime başlama töreni Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, Fiat Group CEO’su Sergio Marchionne ve PSA Peugeot Citroen CEO’su Christian Streiff’i bir araya getirdi.

8 BİN KİŞİ İSTİHDAM EDİLECEK

İtalyan Fiat ile Fransız PSA (Peugeot Citroen Automobile) gruplarının sinerjisinden doğan işbirliği, Tofaş’ın hedeflerinin yükselmesini sağladı. Törende konuşan Koç Holding ve Tofaş Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, 2006’da Türkiye’nin otomobil üretiminin ve ihracatının yüzde 45’ini gerçekleştirdiklerini söyledi. Tofaş’ın iki büyük global oyuncunun ortak aracını üreten ilk Türk şirketi olduğunu belirten Mustafa Koç, Minicargo projesinin sağlayacağı büyüme ile Koç Holding vizyonunda kilit rol oynayacağını ifade etti. Koç, Türkiye ve Koç Topluluğu adına çok daha iddialı planlar yaptıklarını ve 2010 yılına kadar 1 milyon otomobil üretmeyi hedeflediklerini dile getirdi. Tofaş’ın kapasitesi yeni yatırımlarla önce 360 bin adete, ardından da 2009 yılı itibarıyla 400 bin adete yükselecek. Tofaş’ın 2007-2009 arasında toplam yatırımı 870 milyon euro (1.2 milyar dolar) civarına çıkacak ve Tofaş yeni üretimlerin devreye girmesiyle yüzde 70’ten fazlası ihraç olan ve 400 bine çıkacak kapasitesinin tamamını kullanan dev bir şirket haline gelecek. Linea modelinin ardından Minicargo projesiyle hareketlenen şirketin sadece bu yılki yatırımı 430 milyon euro olacak. Bu yıl sonuna kadar toplam 2 bin 700 kişi işe alınacak ve 8 bin kişi istihdam ediyor olacak.

HEDEF 2010’DA İLK 10’A GİRMEK

Tofaş CEO’su Ali Pandır, Türkiye otomotiv sektörünün, Minicargo projesi ile 3 uluslararası marka için otomobil üretme tecrübesine ilk kez sahip olduğunu söyledi. Bu proje ile birlikte Fiat’ın üçüncü en büyük fabrikası haline geldiklerini belirten ve önümüzdeki 10 yılı garanti altına aldıklarını vurgulayan Pandır, ‘Bu bizim için yeterli değil. Yeni yatırımlarla birlikte hedefimiz bir numaralı Fiat üreticisi olmak’ dedi. Pandır, Türkiye’nin 2010 yılında dünya araç üretiminde ilk 10’a girme yolunda emin adımlarla ilerlediğini ifade etti. Pandır, “MiniCargo’yu yılda 165 bin adet, ürün ömrü boyunca da 1 milyon adetten fazla üretmeyi planlıyoruz” dedi. Minicargo’nun üretimiyle birlikte Tofaş fabrikasının yıllık üretim kapasitesinin 2008 yılında 360 bin adete ulaşacağını kaydeden Pandır yatırımların da devam edeceğini söyledi.

Tek fabrikadan üç marka, üç model: Fiorina, Nemo, Bipper

Üçü de hafif ticari pazarına tamamen yeni bir seçenek olarak sunulan Fiat Fiorino, bugün (perşembe) İtalya Milano’da dünyaya tanıtıldıktan sonra kasım sonundan itibaren dünyada ilk kez Türkiye’de yollara çıkacak. Türkiye ile aynı anda İtalya’da da satışa sunulacak araç, şubattan sonra da Avrupa ülkelerinde Peugeot ve Citroen markalarıyla satılacak. Temel olarak aynı gövde ile üretilen bu modeller dış tasarımda her markanın kendine özgü stilini yansıtıyor. Fiorino, Nemo ve Bipper pazara çıktıkları ülkelerde markalara özgü motor seçenekleriyle de birbirleriyle rekabet içinde olacak. 3.86 metrelik uzunluğundaki minicargo modelleri ile Avrupa pazarına ilk hafif van sınıfını Tofaş geliştirmiş oluyor. Binek ve ticari olarak kullanılmak üzere iki ayrı versiyonu bulunan minicargoda ergonomi ve konfor konusunda otomobillere yakın bir standart sunuluyor. Örneğin ABS ve sürücü hava yastığı standart donanımda yer alıyor. Kargo hacmi 2.8 metreküpe kadar çıkarılabiliyor. Bu arada Tofaş’ın yine Bursa’da üreterek, Fiat markasıyla hem Türkiye’de hem de dünyada satacağı yeni Doblo’da hukuki anlaşmanın imzalanmasına birkaç gün kaldı. Mayıs ayında imzalanan ön protokolün ardından üzerinde anlaşılan yeni Doblo yatırımı ile Tofaş, 100 milyon euroluk yatırım daha başlatacak.

CEO’lar Minicargo için geldi

Aralık ayında tüm dünyada satışa çıkacak Minicargo üretim töreni için Türkiye’ye gelen Fiat Grup Başkanı Marchionne, Fiat olarak Türkiye’den çok umutlu olduklarının altını çizdi. Türkiye’de yatırım açısından cazip bir ortam bulunduğunu belirten Marchionne, “Koç Grubu Fiat için çok önemli bir ortak. Koç, Avrupa’da da iyi bilinen, otomotiv dışında da bilinen bir şirket. Ortaklığımız Tofaş, ileri düzeyde bir sanayli merkezi oldu.” dedi. Fransız otomotivinin iki oyuncusu Peugeot ve Citroen’in şirketi PSA’nın CEO’su Christian Streiff ise Türkiye’de her alanda faaliyetleri olduğunu belirterek, “PSA olarak Türkiye’de Karsan ve Tofaş ile iki önemli işbirliğimiz mevcut. Minicargo projesinde Tofaş’ın esnekliği ve hızı bizi çok etkiledi. Çok memnun olduk” dedi.

ALARKO Grubu’na ait ’Hillside’ markası, Türk Patent Enstitüsü (TPE) tarafından ’Tanınmış Marka’ olarak tescil edildi.

Bu tür markalar, sadece kendi sektörlerinde değil, uluslararası marka sınıflandırmasına göre toplam 45 mal ve hizmet grubunda da hak sahibi sayılıyor. Bu kurala göre ’Hillside’ markasıyla aynı ismi taşıyan marka başvuruları, farklı sınıflarda tescil edilmek istense bile reddedilecek. Hillside, 1990 yılından beri “Leisure” (eğlence dinlence) sektörünün liderliğini üstlenirken, uzun yıllardan bu yana da yüksek hizmet kalitesi ile dikkat çeken otel, spor, sinema ve SPA ürünleri alanında faaliyet gösteriyor. Bu arada, 80 ülkede 500 kulübü ve toplam 22 bin üyesi bulunan uluslararası organizasyon Skal International’ın ’2007 Skalite Ödülleri’ sahiplerini buldu. ’Skalite 2007’de ’En İyi Tatil Köyü’ ödülü geçen yıl olduğu gibi yine Hillside Beach Club’a verildi.

“New York’u seviyorum” anlamına gelen “I love New York” logosu marka oluyor. Logonun telif hakkı New York eyaletine ait olacak ve herhangi bir ürün üzerinde izinsiz kullananlar cezalandırılacak. New York eyaleti turizm kurulu, tıpkı Playboy logosu gibi fazla kullanılmaktan değer kaybeden logoyu koruma altına almaya karar verdi. Kullanım hakkını tek başına elinde bulunduracak olan eyalet, taklitleri engellemek için tişört, kravat, kahve kupası, mutfak eşyası gibi ürünler üzerine hologramlar yerleştirecek.

« Previous Entries