AMY&PINK

AND THEIR DANCING AND THEIR LAUGHING.

 
RSS Feed
100mg viagraviagra affiliateviagra informationviagra infoviagra purchasecheapest viagraviagra softviagra levitracheap viagraget viagracialis viagraviagra research50mg viagraviagra salesviagra cheapviagra overnightfree viagraviagra alternativeprice viagraviagra forumimpotence viagraviagra costflomax viagralevitra viagraviagra cheapestviagra refillviagra prescriptionsorder viagrapfizer viagraviagra naturalviagra onlineviagra pharmacyordering viagrabrand viagrawoman viagrasubstitute viagrabuying viagra

Have we lost freedom?

Resmi Harç, seçilen ülke sayısına, ve ülkeye göre farklılık arz eder. Belirlenen resmi harç WIPO nun hesabına yatırılmadan, başvuru işlemi başlatılamaz.

  • Türk patent Enstitüsü başvuru harcının da baştan yatırılması gereklidir.
  • Seçilen ülkelerden herhangi birisinde tescile itiraz olursa ve o ülkenin vekiliyle çalışma zorunluluğu doğarsa, bununla ilgili ayrı masraflar gerçekleşecek ve bunlar müşteri adı ve adresine yurt dışından fatura edilecektir.
  • Marka sahibi, (kendi pazarında) yaptığı çalışmaların dışında markasının bir benzerinin ortaya çıkmasını, özellikle benzer markanın Türk Patent Enstitüsündeki tescil başvurularını tespit edip gerekli müdahaleleri yapmak ve tescili engellemek durumundadır.  Bu işlemleri normal şartlarda her ay yayınlanan aylık resmi markalar bültenine abone olup, ayda ortalama 5000 markayı teker teker inceleyip, benzer olanları tespit edip itiraz edebileceği gibi, tescil sonrası Markanın Korunması hususunda bizden danışmanlık hizmeti de alabilir. İzlenmeyen ve sonrasında tescil edilen markanın iptali için yıllar sürecek ve son derece maliyetli dava süreçleri yaşamamanız için marka izleme danışmanlığı almanızı tavsiye ederiz.

    İşletmeler ihracat yapıyorlarsa veya ileride markalarını yurt dışında kullanmak veya kullandırmak (lisans vermek) istiyorlarsa markalarını yurt dışında da koruma altına almalıdırlar. Bunun için Türkiye’nin de üye olduğu Madrid Protokülünden yararlanmalı veya diğer yurt dışı tescil imkanlarını kullanmalıdır.

    Markalar devir edilebilir, lisansla kullandırılabilir (kiralanabilir), veraset ile varislere aktarılabilir, hacz olunabilir ve rehin edilebilirler.

    Markanızın tescil edilmiş olması taklit edilemeyeceği veya marka hakkının ihlal edilemeyeceği anlamını taşımıyor. Markanızın taklidi her an ortaya çıkabilir. Koruma altına alınan markanızın mutlaka takip edilmesi de gerekiyor.

    Türk Patent TV; düzenli inceleme ve taramalar neticesinde yazım veya ses benzerlikleri olan marka başvurularını tespit ederek TPE’ye itirazda bulunmakta ve haksız tescili engellemektedir.

    Yıllarca emek vererek oluşturduğunuz, firmanızı rakiplerinizden farklı kılan ve büyük çabalarla yurtdışına açtığınız markanız taklit tehlikesiyle karşı karşıya olabilir.

    Buna engel olmak için yurtdışında da markanızın tescilinden sonra markanın söz konusu ülkelerde de izlenmesi gerekmektedir. Bu konuda detaylı bilgi için danışmanlarımızla görüşebilirsiniz.

    Marka Koruma Süresi

    Tescil edilen markalar 10 yıl süreyle korunur. Onuncu yılda markalar yenilenebilir ve marka sahibi firma yaşadığı sürece (markanın da yaşaması istenirse) 10 yılda bir yenilenerek koruması süresiz olarak uzatılabilir.

    Başvurulan markanın tescil edilmesine karar verildikten sonra bu durum başvuru sahibine veya vekile bildirilir. Türk Patent Enstitüsü tarafından talep edilen tescil ücretinin ödenmesinden sonra ortalama 3 - 4 ay içinde “marka tescil belgesi” alınır.

    Yayınına karar verilen markalar her ay Türk Patent Enstitüsü tarafından yayınlanan markalar bülteninde 3 ay süre ile askıda kalır. Yani yayın tarihinden itibaren 3 ay içinde üçüncü kişiler itiraz edilebilir. Türk Patent Enstitüsü bu itirazları markalar kanununa göre değerlendirir ve itirazı kabul edebilir veya etmeyebilir. İtirazların kabul edilmesi halinde başvurulan marka tamamen red olabilir veya başvurulan sınıfların bir kısmı çıkarılabilir. İtirazın kabul edilmemesi halinde markanın tesciline karar verilir.

    Marka başvurudan itibaren ortalama 8-9 ay içinde Türk Patent Enstitüsünce incelenir ve tescil edilebilirlik kriterlerine uyuyorsa markanın yayınına resmi markalar bülteninde karar verir. Markanın Türk Patent Enstitüsü uzmanlarınca ilk değerlendirmesinden sonra tescil edilebilirlik kriterleri bakımından uygun olmayan veya kısmen uygun olmayan bir durum olursa Türk Patent Enstitüsü marka için “red veya kısmi red” kararı verebilir. Bu karara itiraz hakkı vardır.

    Marka tescil prosedürünün ilk aşaması; marka örneğinin hazırlanmasıdır. Marka Örneği: Mal yada hizmetler için kullanılacak markanın yazı karakteri, logosu veya bunların uygulandığı etiket yada ambalaj örneği.

    İkinci aşamada markanın hangi sınıfta tescil edileceği belirlenir. Sınıfı belirlemek için Uluslararası NICE anlaşmasının marka tescil sınıfları kullanılır.

    Üçüncü aşamada markanın tescil edilip edilemeyeceğini belirleyen marka araştırması yapılır. Daha önce aynı adla bir marka tescil edilmişse veya bu yönde bir müracaat varsa marka tescili mümkün olmayacağından ve yapılacak masrafların boşa gitmemesi açısından öncelikle marka araştırmasının yapılması şarttır. Marka araştırması bilgisayar kayıtlarımızdan yapılmaktadır. Ön araştırma işlemi sonucunda elde edilen veriler için gerekli görüldüğü taktirde bizden tescil edilebilirlik yorumu alınmalıdır.

    Dördüncü aşamada marka sahibinin bilgilerini içeren marka başvuru dilekçesi hazırlanır. Enstitü müracaat edilen markayı herhangi bir engel bulunup bulunmadığı yönünden inceler. Eğer 556 sayılı kararnamenin 7 ve 8’nci maddeleri açısından bir engel yoksa resmi bültende yayına çıkarır. Markanın bültende yayınlanmasından itibaren 3 aylık bir itiraz süresi bulunmaktadır. Bu süre içinde 3. kişiler tarafından herhangi bir itiraz yapılmamışsa marka kesinleşir ve müracaat sahibine marka tescil belgesi verilir.

    Marka olmak için ne yapmalı? Global bir marka olmak çok mu zor? Bölgesel bir marka olmak daha mı avantajlı? Günümüz Pazarlama çağında işletmeler bu sorulara daha fazla zaman ayırmaya başladı. Yerel ve global pazarlarda rekabet artmakta ve pazarlar gittikçe tek tipleşmektedir. Bu durumda “farklılaşmak” ve avantaj sağlamak için marka gündeme gelmektedir. Markalaşma yoğunlaşan rekabet ortamında bir ihtiyaç olarak doğmuştur. Giderek mal üretiminin bütününe bakıldığında çok önemli olmadığı, asıl önemli konunun ürünün imajı olduğu anlaşıldı. Aynı kalite ve standartlara sahip bir ürünün diğer ürünlerden daha fazla bir fiyata satılması markayı artan bir değer haline getiriyordu.

    Eskiden üreticiler “ne üretirsek satarız” düşüncesindeydiler. Üretici az olduğu için arz talebi karşılamaya anca yetiyordu. Zamanla ürünlerini satmakta zorlanan işletmeler satışları arttırmak için “pazarlamaya” önem vermeye başladılar. Daha sonra tüketici ihtiyaçlarını dikkate alan, ve tüketicilere kalite, standart, fiyat gibi unsurlarda tutarlı davranılan, bunların yanı sıra duygulara hitap edilen bir döneme girildi. Bu döneme “marka” dönemi de diyebiliriz. Firmalar imaj oluşturarak, katma değer yaratıp daha fazla kar sağlanacağını gördü. Günümüz pazarlarında artık markanın sözü geçmektedir.

    Global bir marka olmak uzun ve pahalı bir süreçtir. Bunun için yerelden/ülkeden ülkelere doğru bir eksen üzerinden yola koyulmak gereklidir. Kendi pazarında gücünü pekiştirmemiş bir marka dış pazarlarda çeşitli sıkıntılarla karşılaşabilir. Yerel ölçekte marka gücünü kanıtladıktan sonra stratejik bir açılımla global adımlara yönelmelidir. Markanın ait olduğu kültürel özellikler, aynı zamanda o markayı dünyaya taşıyacak bir imkandır. Bunun için yerel pazarda tutunmuş ve kendini geliştirip global bir vizyona sahip olmuş markalar, dünya markası olma yolunda emin adımlarla yürürler.

    Global marka vizyonu pek çok ürüne farklılaştırma avantajı sağlamaktadır. Henüz bir marka, global olmamışsa bile vizyonunu bu şekilde belirlediğiniz zaman yerel ölçekte Pazar pozisyonunu ve rekabet avantajını yükseltme imkanının yakalanması olasıdır. “Global düşün, yerel hareket et” deyimi bile bir vizyonu ifade etmektedir. Global markalar yeni pazarlara açılacağı zaman yerel tüm unsurları dikkate almaktadır. O bölgenin kültürü, demografik ve sosyo-ekonomik yapısına göre yerel bir strateji izlemektedirler. Zaten global bir oyuncu olmanın gereği de, bölgesinde güçlü, dışarıda esnek ve uyarlanabilir olmaktır.

    Global bir marka olma sürecinde ürünle birlikte ait olunan kültür ve ülke imajı da markanın peşinden gelmektedir. Markalar ülkelerin ekonomik gücünün de simgesidir. İstediğiniz kadar çok değerli marka özelliklerine sahip olun, ait olduğunuz ülke olumsuz algılamalara sahipse global bir oyuncu olmanız pek mümkün olmaz. Bu nedenle markanın doğduğu ülke, o markanın geleceği için en önemli unsurlardan biri olmaktadır.

    Engin ATEŞ (Yurt Dışı Marka Uzmanı)

    Ar-ge ve Vergi, ortak yön olarak içerdikleri üç harf (r, g , e ) harici birbiriyle  ilgisi olmayan iki kelime. Fakat ülkemizde vergiye gösterilen ilgi ar-ge’ye gösterilen ilgiden bir hayli fazla. Vergi ile ilgili bir toplantıda iş dünyasından iştirak hat safhada olurken ar-ge konulu toplantılara katılım yeteri düzeyde olmamakta.

    Bunun sebebi kişilerin daha fazla nasıl kâr ederim? sorusuna sorup, dünya ile nasıl rekabet edebilirim? sorusunu sormamaları olabilir mi? Gerçektende işletmelerde bir beyin fırtınası yapılsa ve sadece bu iki soru sorulsa kim bilir ne parlak fikirler çıkacaktır.

    Ülkemizde artık ar-ge’ye vergiden daha çok odaklanılması gerekmiyor mu? Dünyanın baş belası Çin ile nasıl rekabet edebiliriz? Çin’e karşı “yerli malı yurdun malı, bunu herkes kullanmalı” sloganıyla mı mücadele vereceğiz? Yoksa birçok kişinin önerdiği şekilde Çin’e karşı çin seddine benzer Türk seddi mi örmeliyiz? Bu duvarlar ne kadar iş görecektir? Bu duvarların aşılması mümkün olmayacak mıdır? Sonra mücadele edilmesi gereken sadece Çin’mi? Hindistan tehlikesi söz konusu değil mi?

    Günümüzde kullanılan bir çok mühendislik formülü özellikle 2.dünya savaşı sıralarına ait ve Almanlar tarafından bulunmuştur. Savaşı kazanabilmek için o kadar araştırma ve geliştirme yapılmış ki, bir çok mühendislik formülü o zamanlar keşfedilmiş. Temennimiz o ki Türkiye’de böyle bir gelişimi bir savaş kazanmak zorunda olacağı için vermesin.

    Ar-ge, markalaşma, dış ticaret, pazar payı artırımı gibi kavramlara vergiye gösterilen ilgi gösterilmediği müddetçe değil Çin’le, Kıbrıs Rum kesimi ile bile rekabet etmek mümkün olmayacak gibi.

    Burada sosyologların bazı sorulara cevap bulması gerekiyor. Türkiye’de ar-ge faaliyetlerinin yapılmaması neden ileri gelmekte? Mevcut verilerle bu soruya cevap vermek çok güç. Nedendir bilinmez ülkemiz kendini ar-ge faaliyeti yapma mecburiyetinde hissetmiyor.

    Konuyla ilgili olan sivil toplum örgütleri 1-2 saatlik toplantılarla değil, çok geniş katılımlı 1-2 hafta süren, sesli düşünülen, toplantılarla beyin fırtınaları yaparak stratejik bir yol haritasının oluşturmalıdır. Bunda başı işdünyamız çekmelidir. Ar-ge faaliyetine neden bütçe, zaman, personel ayrılamadığı iş dünyası tarafından ciddi şekilde araştırılmalı, tartışılmalıdır. Bu çalışma sonrası elde edilen verilerle iş dünyamız bir takım olarak hareket etmeli toplumun bilgilendirmeli ve ar-ge için gerekli olan ihtiyaçları toplumla paylaşarak yine toplumdan istemelidir.

    Hakan ÖZCAN (Patent Vekili)

    Next Entries »

    Parse error: syntax error, unexpected '}' in /home/markvcom/public_html/wp-content/themes/textback/footer.php on line 7