AMY&PINK

AND THEIR DANCING AND THEIR LAUGHING.

 
RSS Feed

Have we lost freedom?

Bir ismi, marka olarak tescil ettirdiğimizde markalaşmış olur muyuz? Bugün Türkiye’de kayıtlı yüzlerce marka vardır. Bunların birçoğunu önceden görmüş olsak bile, sonra hatırlamayabiliriz. Bunun nedeni aslında çoğu ticari ismin henüz markalaşmamış olmasıdır.

Markanızın kulağa ve göze hoş gelmesi de bu anlamda çok şey ifade etmiyor, asıl mesele tüketicinin marka ile iletişime geçtiğinde gördüğü, duyduğu veya ona dokunduğunda neler yaşadığı ve hissettiğidir. Tüketiciler kimi markaları dikkate almazken kimileriyle ilgili güzel deneyimlerini anlatırlar, bazıları hakkında ise olumsuz konuşurlar.

Markalaşmak bir organizasyon için bir tür bilinç halini ifade eder. Eğer organizasyonunuz her faaliyetinde marka bilinci ile hareket etmiyorsa markanız kan kaybediyor demektir. Bu durum markanızın tüketicinin hafızasında tozlu raflara kaldırılmasıyla sonuçlanabilir. Bilindiği üzere evrende hiçbir şey yok olmaz; ya bir şeye dönüşür ya da farklı kanallarla başka bir alana iletilir. Eğer çalışanlar markanızın bilincini yaşatmıyorsa markanın tüketiciye iletilmesi bozularak veya çarpıtılarak gerçekleşecektir. Dolaysıyla markalaşmak için neler yapılması gerektiğini ve nasıl bir yol izleneceğinin firma çalışanları tarafından çok iyi bilinmesi gerekir ki markanın yarattığı elektrik, çalışanlar, dağıtım kanalı ve diğer iletişim kanalları ile sağlıklı bir şekilde tüketiciye ulaşsın. Bir firma kendini tanımıyorsa tüketici onu hiç tanıyamaz. Çalışanlar firmaların iç müşterileridir. Marka önce iç müşteriye pazarlanmalıdır ki onlar bu değeri ürüne ve müşterilere aktarabilsinler. Örneğin, bir mağazada ürününüzü tanıtan satış elemanınız markanızın dost yüzünü yansıtmıyorsa sadece reklamlarla bunu gerçekleştirmek imkansızdır. Kim bilir kaç kez, telefonlarda müşteriye verilen baştan sağma bir cevap bir çuval inciri berbat etmiştir. Ya da müşteri çalışan ilişkisinde marka imajına aykırı bir davranış güven yerine güvensizlik yaratmıştır. Markanın konumlandırılmasında, pazarlanmasında ve piyasaya iletilmesinde ne kadar başarılı bir çalışma yapılırsa yapılsın, müşteri ile ürün arasındaki yanlış bir etkileşim tüm emekleri yok edebilir.

Günümüzde bu yaklaşımı uygulama noktasında çalışanlara yönelik marka yöneticisi gibi pozisyonlara dahi ihtiyaç duyulmaktadır. Oracle İnsan kaynakları Yöneticiler tarafından ilk kez bir konferansta önerilen bu pozisyon marka kültürü yönetmede bir tür orkestra şefi gibi çalışmaktır. Firmalarda marka yönetiminin nihai amacı müşterilerde dahil olmak üzere herkesi markanın ortak değerlerinden oluşan bir tablo içine çekebilmektir. Günümüzde ağızdan ağza iletişimin büyüyen gücü düşünüldüğünde özellikle de müşteriyle de yüz yüze iletişim kuran çalışanların markanın ruhuna sahip çıkması markayı yaşatan en önemli unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kaynak: Bu yazı, Kolay İletişim tarafından, KobiFinans için, gazeteci Faruk Baştürk’ün Turkistime’da yayınlanan yazısından derlenmiştir.

Güçlü bir markanın, şirketler açısından yüksek pazar payı, yüksek satış ve kar anlamına geldiğini artık bilmeyen yok gibi. Buna markanın devredilebilir (satılabilir), lisans verilebilir, miras yolu ile intikal edilebilir, rehin ve teminat olarak gösterilebilir olma özelliklerini de eklediğimizde, marka yaratmanın ve markalaşmanın önemi daha da iyi anlaşılıyor. Bununla birlikte, piyasaya sürülecek yeni bir ürün ya da hizmet için seçilmiş doğru bir marka adının, tüketicinin satın alma tercihini etkileyen önemli bir unsur olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü günümüzde artık rekabet, ürünlerden çok markalar arasında yaşanıyor.

Peki, hem tüketicinin gönlünü fethedebilecek hem de tescil edilebilecek marka yaratmanın püf noktaları neler? Marka; bir şirketin mal veya hizmetlerini bir başka şirketin mal veya hizmetlerinden ayırt etmeye yarayan her türlü isim, işaret ya da sembol olduğuna göre, bulunacak ismin/logonun da her şeyden önce ayırt edici olması; cins, çeşit, vasıf belirtmemesi gerekiyor. Kendi ürün ya da hizmet gruplarını tanımladıkları için tüketiciler tarafından kolay algılanır ve benimsenir düşüncesiyle çoğu zaman tercih edilme eğiliminde olan bu isimler aslında bir marka kişiliği yaratmada ve farklılaştırmada önemli sorunlar yaratıyor.

Ünlü ‘Çarşı Mağazaları’nın, adını ‘Boyner’ olarak değiştirmesi bunun en güzel örneği. Ayrıca bulunan ismin İngilizce veya başka bir dildeki karşılığının da cins, çeşit, vasıf ya da kalite bildirmemesi, o markanın yurtdışında da tescil edilebilmesi için son derece önemli. Yine bir örnekle açıklayacak olursak, ’Koton’ ülkemizde iyi bilinen bir tekstil markası. Ancak, anlamının İngilizce’de ’pamuk’ olması yurtdışında tescilini neredeyse imkansız kılıyor.

Dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli nokta ise seçilen ismin bir başka markayı çağrıştırmaması. Çünkü tescilli bir markayla aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olan markalar daha başvuru aşamasında Türk Patent Enstitüsü tarafından reddediliyor. Dünyanın önde gelen pazarlama gurularından Steve Rinkin ise markanın başka bir dilde uygunsuz anlam içermemesine dikkat edilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Örneğin Chevrolet, Latin Amerika pazarına “Chevy Nova” isimli ürünü sunduğunda şaşırtıcı bir şekilde talep görmemiş. Şirket “No Va”nın ‘işlemez, çalışmaz’ anlamına geldiğini fark ettiğinde ise artık çok geç kalınmış. Başka ülkelere açılacak, dünya markası olma iddiasıyla piyasaya sürülen markaların kolay telaffuz edilebilir, kısa ve özgün olması ise şirketlerin aynı markayla yurtdışına açılmalarını çok daha kolaylaştırıyor. Arçelik’in yurtdışına “Arçelik” olarak değil de “Beko” markasıyla açılmasının en önemli sebebi de telaffuzundaki bu zorluk.

Tüketicinin sempatisini, sevgisini kazanan bir marka olmanın bir başka püf noktası ise harf seçiminde gizli. Bir ekonomi dergisinin yayımladığı habere göre, yapılan araştırmalar Türkiye’de marka isimlerinin çoğunun S-Ş, T ve A harfleriyle başladığını; A’nın marka ismine yabancı, egzotik ve feminen bir hava verirken; O harfinin ise İtalyanca ve İspanyolca gibi romantik dillerden olan kelimelerin sonuna eklenmesi (amigo); rahatlama (Oh!) ve şaşırma (Oooo!) tepkilerinde kullanılması nedeniyle en romantik harf olduğunu gösteriyor. Polo, Omo, Volvo gibi markaların çekiciliği “o” harfinin bu özelliğinden kaynaklanıyor olsa gerek.

Sonuç olarak, ABD’deki gibi yeni bir ürüne marka bulmak için geliştirilmiş yazılımlarımız yok belki ama siz, tüm bu kriterleri göz önünde bulundurarak, reklam ajansınızın ve vekilinizin (çalıştığınız marka patent bürosunun) önerileri doğrultusunda başarılı markalar yaratabilir; hatta bir yarışma düzenleyerek bu konuda çalışanlarınızdan, tedarikçilerinizden ya da müşterilerinizden yardım alabilirsiniz.

Kaynak: Bu yazı, Kolay İletişim tarafından, KobiFinans için derlenmiştir.

Marka yaratırken, öncelikle, yapılacak işin (mal/hizmet) hedef kitlesine uygun iş yapabilecek nitelik ve kapasitede, vizyon sahibi patronlar ve üst yönetim kadrolarına ihtiyaç vardır.

Günümüzde ister mal üretsin, ister hizmet; tüm şirketler, kurum ve kuruluşlar markaları ile tanınıyor. Ünlü, tanınmış markaları da bilinir kılan onların öncelikle isimleri, sonra amblem/ logolarıdır.

Amblem ve Logo Arasında Ne Fark Var?
Amblem; bir markanın yalnızca işaretle tasarlanmış, sembolleştirilmiş halidir.
Logo ise; yine bir markanın isim olarak yazılmış, tasarlanmış edilmiş halidir. Amblem ve logolar neredeyse 100 yılı aşkın bir süreden beri günlük yaşantımızda önemli bir yeri kapsıyor, isimleri markalaştırıyor. Yani yalnızca “isim”, “marka” anlamına gelmiyor. Birçok şirket, büyük reklamlar, tanıtım çalışmaları yapar. Dolayısıyla isimleri herkes tarafından bilinir, ancak bir türlü marka olamazlar.

Marka Olmak Ne Demektir?
“Marka olmak”, işletme (yönetim, organizasyon, sistem), üretim (mal/hizmet), pazarlama, satış, dağıtım, servis ve tanıtım (reklam, görsel kimlik, halkla ilişkiler) konularında, bir ticari organizasyonun, bütün olarak başarılı (tamamen verimli) olması demektir. Yani bir şirketin ya da ürettiği bir mal/hizmetin isminin herkesçe bilinmesi, duyulması, çok meşhur olması onun bir marka olmasına yetmez. “Marka” demek ticari başarı demek, “verimlilik” demektir. Bu da her konuda kalite ile mümkün olur (toplam kalite).

Marka Nasıl Yaratılır?
Mademki bir isim yaratmakla marka yaratmak arasında fark var ve genel olarak baktığımızda şirketler bir marka yarattıklarını sanırlarken, yalnızca meşhur isimler yaratabiliyor… O halde bakalım, gerçekten marka yaratmak neymiş, nasıl yaratılırmış; bunun kriterleri neymiş?

İşe uygun üst yönetim kadrosu: Öncelikle iş, beyin kadrosunda başlar. Yani yapılacak işin (üretilecek mal/hizmet) hedef kitlesine uygun iş yapabilecek nitelik ve kapasitede, vizyon sahibi patron gerekir. Sonra da iyi bir üst yönetim kadrosu…

Evet, yaratılacak bir markanın başarısı, işi yapacak şirketin başındaki patron ve üst düzey yöneticilerin vizyonları ile çok yakından ilgilidir. Ve örneğin, “A Grup” hedef kitleye yönelik iş yapmak için mutlaka “A Grup” hedef kitle içinde yer alan bir üst yönetim grubunun olması şarttır. Bu asıl şart olmadan bu grup hedef kitleye uygun, yönelik bir marka yaratmak mümkün değildir.

İyi bir çalışanlar grubu, etkili iletişim: Eğer bir işi tek başına yapmıyorsanız; özellikle bir marka yaratacaksanız ve bir insanlar grubu ya da ordusu ile çalışmak zorundaysanız, bu çalışan insanlar arasında iyi bir iletişim, takım ruhu oluşturmak, “biz” anlayışı (duygusu) yaratmak şarttır. İyi markaların, yalnızca iyi motive edilmiş çalışanlarla yaratılabileceği unutulmamalıdır (Personel mutluluğu/iç müşteri, kariyer planlama, performans değerlendirme, ödüllendirme vb.).

İyi bir ürün: Marka; kalite demektir. Bir marka yaratmak istiyorsanız, öncelikle kaliteli bir malınızın olması gerekir; hedef kitleniz tarafından beğenilen, yapılan reklam ve tanıtım çalışmaları ile talep edilen…

İsim: Yapılan iş ne olursa olsun, eğer bir marka yaratılacaksa, mutlaka iyi düşünülmüş, hem ürün /hizmete, hem de karakterine uyan, hedeflenen kitlenin kulağına hoş gelen, ürünü çağrıştıran bir isminin bulunması da şarttır. Bu da reklam ajansının işidir.

Markanın Konumlandırılması
Hedef kitle analizini birçok değişik kritere göre yapabiliriz;

* Demografik faktörler,

* Sosyolojik faktörler,

* Psikolojik faktörler,

* Kişisel faktörler.

Bu faktörlerin bir bileşkesi alındığında ve ağırlıklı olarak hedeflenen kitlenin satınalma gücü ön planda tutulduğunda, yaklaşık olarak bir hedef kitle tanımı çıkar ortaya: A, B, C gibi… İşte üretilen mal ya da hizmetin her şeyiyle bu gruplardan birini birincil olarak hedeflemesi şarttır. Bunu yaparken hiçbir şekilde unutulmamalıdır ki, hiçbir mal/hizmet, herkese; her gruptan hedef kitleye satılamaz!

İyi tanıtım (görsel kimlik, reklam, halkla ilişkiler) ve büyük fikir: Biraz önce, “Marka kalite demektir” demiştik. Bu başlık altında ele aldığımızda, “Marka etkili tanıtımdır!” da diyebiliriz. Yani “marka yaratma ve yönetiminde” başarı kriterlerine baktığımızda, bir dizi işin en iyi, en etkili biçimde yapılması gerektiğini görürüz. Bunlardan en önemlileri de, görsel kimlik, reklam ve halkla ilişkiler ile ilgili çalışmalardır.

Görsel kimlik, bir ismi marka yapan en önemli unsurlardan biridir. Bu kimliği başarısız kılan en büyük etken ise; bu çalışmaların ağırlıklı olarak şirket üst yönetim kadrosunun zevk ve beğenileri doğrultusunda yapılması, yaptırılmasıdır. Böyle yapılan bir başlangıç, başarısızlığın ilk adımıdır!

Reklam konusunda da aynı şeyleri söyleyebiliriz. Öncelikle ustaca düşünülmüş, size özgü yaratılmış bir fikriniz olmalı ve bunu en az 3-4 yıl değiştirmeden işlemelisiniz (reklam kimliği). ‘Solo; hem yumuşak, hem hesaplı”… Ve bu fikir tüm reklam ve halkla ilişkiler çalışmalarında kullanılmalı, bu konsept mutlaka bir “tanıtım kimliği” yaratmalı, oluşturmalıdır.

Pazarlama ve Satış
Ne kadar iyi mal/hizmetiniz olursa olsun, ne kadar etkili bir tanıtım yaparsanız yapın, iyi düşünülmüş, iyi organize edilmiş bir pazarlama, satış stratejiniz, tekniğiniz yoksa başarı şansınız yine yok demektir. Bunun mutlaka önemsenmesi gerekir.

Servis ve Dağıtım
Pazarlama/satış için söylediklerimizi burada da aynen söyleyebiliriz.

Değerlendirme
Ne yaparsanız yapın, değerlendirin; herşeyi. Müşteriniz ne diyor? İşçiniz ne öneriyor? Dostunuz, hatta rakipleriniz ne diyor? Herşeye kulak verin ve dinleyin. Araştırın, ölçün, biçin; ileriye bakarken mutlaka arada bir de arkaya bakmayı unutmayın.

Geliştirme ve AR-GE
Devamlı geliştirin ve kalitenizi arttırın… Kalitenizle birlikte itibarınızın, satışlarınızın, dolayısıyla karınızın artacağını unutmayın!

Kaynak: Bu yazı, Kolay iletişim tarafından, KobiFinans için derlenmiştir.

* Rakip ve sizinle rekabet eden ürünleri de (diğer rakip markalar) iyi izleyin.

* Tam olarak kime hitap ediyorsunuz; iyi belirleyin (birincil hedef kitle).

* Tüketicinizle iyi bir iletişiminiz olsun. Onlara düzenli, doğru, eksiksiz bilgi verin.

* Nasıl bir başarı hedefliyorsunuz? Hedefinizden ayrılmayın!

* Müşteriniz sizin malınızı neden alsın? Kendinizi onun yerine koymaya çalışın!

* Müşterinize bir yaşam biçimi sunabiliyor musunuz? Kendisini ürününüz ile nasıl özdeşleştirebiliyor; anlamaya, algılamaya çalışın. Araştırın.

* Tüketicinizin kendi aralarında vurguladıkları, imaj/satın alma nedenleri var mı? Öğrenin. Bunları iletişim/tanıtım araçlarınızda kullanın!

* Bazı malların fiyatlarının ucuz oluşunun satın alınmama nedeni olabileceğini (özellikle kozmetik ürünlerde!),

* Bazı ürünlerde satın alındığında nakliye kolaylığının, yerinde montajın, satış sonrası servisin “satın alma”da çok çok önemli olduğunu,

* “Müşteri memnuniyetinin” gizli, kendiliğinden bir reklam çeşidi olduğunu,

* Ürünün kolay satın alınır bir yerde olması gerektiğini,

* Aynı tarz malların satış noktalarının birbirlerine olan uzaklıklarının ne kadar önemli olduğunu,

* Rakip ürünlerin birbirlerine göre hangi üstün ve zayıf yönlerinin olduğunu ve hangi konularda rekabet ettiklerinin devamlı olarak izlenmesi gerektiğini,

* Marka yaratma, yönetme işinin aynen bir mimarlık gibi, bir bina inşa etme işi olduğunu, bu işleri bilgiye dayalı olmadan asla yapamayacağınızı sakın unutmayın!

* Eğitim alın, öğrenin, gerçek uzmanları bulun, gerçek profesyonellerle çalışın. Yalnızca ‘Ben bu işi 40 yıldır yapıyorum’ diyenlere kanmayın.

Kaynak: Bu yazı, Kolay İletişim tarafından, KobiFinans için derlenmiştir.

* Müşteriler ürününüzü satın aldığında aynı zamanda sizinle bir ilişki satın alır. Adınız, ambalajınız ve fiyatınızla, işinizi ve mükemmelliğinizi dokunulur kılın.

* Gerçekten büyük bir adınız olmasını garantileyin. Doğru bir adınız olmalı. Bir tarif değil.

* Sembolünüz ya da logonuz ayırt edici ve anında hatırlanır olmalı.

* Markanızın sınırları vardır. Eğer bulunduğunuz alanda yeterince iyi biliniyorsanız, başka bir alana sıçramayın.

* Sıra dışı, kafa karıştırıcı ve biraz tuhaf bir ad bulun.

* Sıra dışı bir ad bulmak için, başlangıçtaki bütün seçenekleri önü­nüze koyun ve eleme yapın.

* Adınızı sınayın. Farklı birikimlere sahip 12 zeki ve yetenekli insana listenizdeki adlar hakkında ne düşündüklerini sorun.

* Anonim bir kelime kullanmayın.

* Coğrafi bir isim seçmeniz faydalı olabilir.

* Yahoo! Son derece akılda kalıcı bir addır. Bunun gibi bir şey bulmaya çalışın.

İsim Yaratma Konusunda Dikkat Edilmesi Gerekenler
* Telaffuzu kolay ve müzikal mi?

* Kodlamanız istenmeden anlaşılabiliyor mu?

* Kısa mı?

* Olumsuz mu?

* İlginç mi? Bir hikayesi var mı?

* Duygusal mı?

* Az sayıda insan bu addan hoşlanmıyor mu?

* Birden fazla anlam taşıyor mu?

Kaynak: Bu yazı, Kolay İletişim tarafından, KobiFinans için hazırlanmıştır.

Uluslararası Patent Birliği Konsey Başkanı Coşkun İrfan, son dönemdeki vizyon projelerle atılım sağlayan Bursa’nın katma değer üreten bir kent olduğunun tüm ülkede fark edilmesi için üzerlerine düşeni yapmaya hazır olduklarını belirtti.

Uluslararası Patent Birliği Konsey Başkanı Coşkun İrfan, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Hikmet Şahin’i ziyaret etti. İrfan, Türkiye’deki ‘fikri ve sınai mülkiyet hakları’ konusunda ülkemizin gerçek anlamda kalkınmış ülkeleri yakalayabilmesi için gereken güç birliğini sağlamak amacıyla kurulan birliğin Büyükşehir Belediyesi’nin kente vizyon katan projeleri desteklediğini söyledi. Birlik Başkanı İrfan, Bursa’yı ‘marka kent’ seviyesine taşımak için çalışmalarını tüm hızıyla sürdüren Büyükşehir Belediyesi’nin kentin çehresini değiştirdiğini ifade etti. Yatırımlarla Bursa’da konforlu yaşam şartları oluşturan Başkan Şahin’e teşekkür eden İrfan, birliğin hedeflerini anlattı. Bursa’nın tarihinden çevresel şartlarına, turizminden ulaşımına uzanan zenginliklerinin tanıtılması gerektiğinin altını çizen İrfan, Bursa’nın marka bir kent olduğunu tüm Türkiye’ye göstermek amacıyla bir ‘Buluş’ fuarı düzenlemek istediklerini açıkladı.

Büyükşehir Belediye Başkanı Hikmet Şahin de Bursa için çalışmaktan asla vazgeçmeyeceklerini ifade etti. Şahin, kente yapılan yatırımların değerini fark eden Uluslararası Patent Birliği’nin çalışmalarına destek vereceğini dile getirdi. (CİHAN)

Eskişehir Yunus Emre Endüstri Meslek Lisesi öğretmen ve öğrencileri elektrikli kombi geliştirdi. Altı ay süren bir çalışma sonucu üretilen elektrikli kombi, doğalgazla çalışan kombilere göre yüzde 20 tasarruf sağlıyor. 9 bin watt’lık güce sahip ve 3 ayrı ısıtıcıyla çalışan kombi, yüzde 97 verimlilik sağlayan kombide enerji ve ısı kaybı olmuyor. Doğalgazın kullanım süresinde bir kısmı çiğ olarak bacadan dışarı atılırken, elektrikli kombide ise bu tarz bir kayıp yok ve suyu direkt ısıtıyor. Doğalgazlı ürünlere alternatif olabilecek elektrikli kombide sistem seri olarak bağlı ve su hareket halinde iken çok kısa sürede ısınıyor. Gazdan zehirleme olasılığını da ortadan kaldıran kombi, lisenin atölyesinde kullanılmaya başlandı. Patent için başvuru hazırlığı yapan okul yönetimi, talep olması halinde seri üretim yapmayı planlıyor. Elektrikli kombinin artan doğalgaz fiyatlarına karşı bir alternatif olabilecği belirtiliyor.

Okulun Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme Alan Şefi Hasan Hüseyin Çanakçı, 4 öğretmen ile bir grup öğrencinin sözkonusu kombiyi 6 aylık çalışma sonrasında ürettiğini söylüyor. Cihazın çok amaçlı kullanıma sahip olduğunu kaydeden Çanakçı, şu bilgileri veriyor: “Elektrikli kombi ile her türlü ortamda 130-140 dereceye kadar su ısıtılabiliyor. Elektrikli kombideki sistem seriye bağlı olduğu için, suyun ısınmama ihtimali yok. Kombiyi evin her tarafına monte edebiliyorsunuz. Havanın durumuna göre otomatik olarak çalışan kombi okulda yalsızca bir adet üretildi.”

Okul Müdürü İsmail Satekin de cihazın patentini alacaklarını belirterek, gerekli desteğin verilmesi halinde seri üretime geçebileceklerini ifade etti. Satekin şöyle konuştu: “Sadece kent merkezinde değil, doğalgazın ulaşamadığı merkezler için de elektrikli kombi alternatif olarak düşünülmektedir. Elektrikli kombi doğalgazlı kombiden daha ucuza mal oluyor ve vatandaşa tasarruf sağlıyor. Böylelikle vatandaşı hem maddi hem de ısı anlamında büyük fayda sağlıyor.” (CİHAN)

Türk damak tadının vazgeçilmez lezzeti çiğ köfte, son zamanlarda çeşit ve dükkan sayısında yaşanan artışlarla kendi ekonomisini yarattı.

Türkiye genelinde çiğ köftede halen 18 tescilli marka bulunuyor ama marka tescili için Türk Patent Enstitüsüne (TPE) yapılan başvurular da her geçen gün artıyor.

Çiğ köftenin coğrafi işaret olarak tescillenmesi için Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odasının TPE’ye yaptığı başvuru üzerindeki çalışmalar da sürdürülüyor.

TPE yetkililerinden alınan bilgiye göre, “Çiğ Köfte” sektöründe marka tescil belgesine sahip 18 işletme varken, bu ürün için son 1 yılda 44 işletme de TPE’ye başvurarak markalarını tescilletmek istedi.

Tekstilci Gökhan Yılmaz, teyzesinin oğlu Şile’de denizde boğulunca, kafayı ’batmayan mayo’ üretmeye taktı ve giyenin suda batmasını önleyen mayo üretip 80 ülkede patentini aldı. Dolfinus markasıyla pazara çıkan mayolar bedene göre değil ’kiloya göre’ satılıyor. 250 gramlık mayo 100 kilogramlık bir vücudun batmasını önlüyor. Bu sezon cirosunu ikiye katlamayı hedefleyen firmaya ortaklık teklifi yağıyor.

TÜRK tekstilinin, rekabet sorunlarını inovasyonla (yenilikçilikle) aşma çabası, bu sektörde dünya çapında gelişmeleri beraberinde getiriyor. Güngören’de konfeksiyona ’süs dikişleri’ yapmakla ünlenmiş Öncü Süs Dikişleri ve Tekstil San. Tic. Ltd.’in (Öncü Tekstil) sahibi Gökhan Yılmaz, teyzesinin oğlu Şile’nin azgın dalgalarında boğulduktan sonra “batmayan mayo” yapmayı kafasına taktı ve sonunda piyasaya sürdü. Onbinlerce küçük hava depocuklarından oluşan bir kumaş-dikiş yöntemi geliştiren Yılmaz, ürününün patentini aldı. Bu yıl tam kapasite ikinci sezona hazırlıklarını tamamladı. Yılmaz’ın “Dolfinus Batmayan Mayo” ismiyle markaladığı yeni ürün geçen yıl 4 milyon dolar olan ciroyu bu yıl en az ikiye katlayacak. Dubai’den 7 milyon dolarlık ’İki yıllık isim hakkını alım’ teklifi de geldi.

Alaylı tekstilci

Aslında makine mühendisi olan Gökhan Yılmaz, tekstile küçük yaşta ağabeyinin modelistlik atölyesinde çırak olarak başladığını söylüyor ve şöyle anlatıyor öyküsünü: “Şebinkarahisarlıyız ama ben doğma büyüme İstanbulluyum. Babam esnaftı. Ben ilkokul 5’inci sınıfın yazından beri hep tekstildeyim. Ağabeyim Turhan Yılmaz modelist olarak çalışıyordu. Daha sonra da kendi atölyesini kurdu ve ben de onun yanında başladım. Almanya’ya mutfak önlükleri yapıyorduk. 19-20 saat atölyede çalışıyordum. İş çoktu, kamyonun biri gidip biri gelirdi. Ağabeyim 21 yaşında bir genç olarak bu kadar parayı kaldıramadı ve bir süre sonra anlaşamaz olduk.”

Solcu arkadaş desteği

Ağabeyinden ayrıldıktan sonra bir süre işsiz kaldığını ve boştayken üniversitedeyken çok farklı görüşlere sahip oldukları bir arkadaşıyla karşılaştığını söyleyen Gökhan Yılmaz, şöyle devam ediyor: “Makine Mühendisliği’ni 9 Eylül’de bitirmiştim. Oradan bir arkadaşım İstanbul’da doğalgaz işine başlamış. Karşılaşınca ’gel kendi işin gibi çalış’ dedi. Ben de bir süre doğalgaz işinde çalıştım ve çok iyi para kazandım. Ancak bir süre sonra benim eski tekstilci çevremden yine bana teklifler gelmeye başladı ve arkadaşımla konuşup yeniden tekstile girdim. Bu defa süs dikişlerinde uzmanlaştık ve piyasanın en iyi süs dikişi yapan firmalarından biri haline geldik.”

Yeni ne yapabilirim

Süs dikişleri işine devam ederken sürekli ’yeni farklı ne yapabiliriz’ diye de arayış içinde olduğunu anlatan Gökhan Yılmaz, “Bir hafta sonu çalışma arkadaşlarımla Bandırma’ya denize gittik. Baktım arkadaşların çoğu yüzme bilmediği için denize giremiyorlar. Orada aklıma ’batmayan mayo’ fikri oturdu. Bir süre sonra da çok iyi yüzme bildiği halde Şile’de teyzemin oğlu boğuldu. O olay bizi çok üzdü ve ben bu batmayan mayo işini iyice kafaya taktım” diyor.

2 yılda 200 ürün denedik, hücreciklere hava hapsettik

BATMAYAN mayo üretmek için 2 yıl uğraştıklarını, bazen gece yarısı tekrar atölyeye gelerek denemeler yaptıklarını anlatan Gökhan Yılmaz, şöyle konuşuyor: “Yüzme bilen de bilmeyen de denize güvenle girebilsin istiyordum. Benimle dalga geçenler de oldu. Bu mümkün olsa ’Avrupalı Amerikalı bulurdu’ dediler. 2006’nın yazında fikir oluştu 2008’de üretim nasip oldu. 2 yılda 200 model denedik. Öyle bir şort yapalım ki insanlar o şortu giyince başka bir şeye ihtiyaç duymasınlar istiyordum. Kumaşlar denedik ve sonunda çok küçük minicik hücreciklere havayı hapsettik. Böylece sudayken mayonun bir yeri hasar görse bile sadece hasar gören yerdeki hava kayboluyor. 250 gramlık bir şort ile 100 kilogramlık vücudu su üstende tutuyoruz. Mayolar bedene göre değil, kiloya göre etiketlendi.”

Yabancılardan teklif var, dünyaya Türk markası olarak yayılacağız

ÖNCÜ Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Yılmaz, batmayan mayo için Dubai’den bir alıcının “2 yıllık isim hakkı için 7 milyon dolar teklif ettiğini, fason önerenlerin olduğunu” söylüyor ve şöyle konuşuyor: “Ürünü elimde tutmak, kendim büyümek istiyorum. Dünyaya da Türk markası olarak yayılacağız. Ağırlığımız, kazancımız fazla olsun diye bu yolu tercih ediyoruz. İhracata da başladık. Adetler bu sezon olgunlaşıyor. Venezuela’dan, Almanya’ya, Yunanistan’a, Lübnan’a kadar geniş bir coğrafyadan yoğun talep var.”

Uluslararası Yatırımcılar Derneği (Yased) Patent Başta Olmak Üzere Fikri Mülkiyet Haklarının Korunmasında Sağlanacak Yüzde 10 Oranında Bir İyileştirmenin, Türkiye’nin Uluslar Arası Doğrudan Yatırım Stoğunu Yüzde 16 Oranında Artıracağına ve 19.2 Milyar Dolarlık İlave Yabancı Sermaye Girişi Yaratacağına Dikkat Çekti.

Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) patent başta olmak üzere fikri mülkiyet haklarının korunmasında sağlanacak yüzde 10 oranında bir iyileştirmenin, Türkiye’nin uluslar arası doğrudan yatırım stoğunu yüzde 16 oranında artıracağına ve 19.2 milyar dolarlık ilave yabancı sermaye girişi yaratacağına dikkat çekti.

YASED adına İstanbul Ekonomi Danışmanlık tarafından yapılan araştırma, patent, telif hakları, ticari markalar, mülkiyet hakkı altındaki sınai tasarımlar ve iş uygulamalarının daha etkin korunması halinde bunun Türk ekonomisine kayda değer olumlu etkiler yapabileceği görüşünü ortaya çıkardı. İstanbul Ekonomi Danışmanlık yöneticisi Sinan Ülgen’in başkanlığında hazırlanan raporda, uluslar arası yatırımlardaki yüzde 16′lık artışın imalat sanayiye yönlendirilmesi durumunda GSMH’ye katkının 4.4 milyar dolara çıkacağı ve ihracatta da 13 milyar dolarlık bir artışın sağlanacağı ve 150 bin yeni istihdama kaynaklık edeceği belirtildi.

YASED Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Uysal raporun kamuoyuna açıklanması amacıyla düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada “Küresel boyutta yaşanan bir ekonomik belirsizliğe ve durgunluğa girdik,” diyerek, şöyle dedi:

“Uluslar arası yatırımcılara, etkin fikri mülkiyet hakları koruması dahil en avantajlı yatırım ortamını sunacak olan ülkeler, uluslararası yatırımlardan daha büyük pay alacaklar. Hükümetimizin, patent, telif hakları, ticari marka ve tasarım korumasında ülkemizin dünya sıralamasındaki yerini iyileştirmek için kararlı adımlarını sürdürmesini bekliyoruz.”

-TÜRKİYE 70 ÜLKE İÇİNDE 44. SIRADA-

Raporun detaylarını açıklayan Sinan Ülgen, genel olarak fikri mülkiyet hakları rejiminin zayıf olmasının, o ülkeye transfer edilecek teknolojinin çalınması veya kopyalanması riskini artırdığından, dış yatırımlar bakımından bir engel oluşturduğunu ve o ülkenin uluslararası bakımdan cazibesini düşürdüğünü belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Sektörlerin özellikleri itibariyle dış yatırım kararlarında fikri mülkiyet haklarının korunmasına atfettikleri önem ve hassasiyet farklılık gösterebilmektedir. En azından, çokuluslu firmaların kuvvetli bir koruma rejimine sahip olmayan ülkelere, ARGE veya yüksek teknolojiye dayalı fikri mülkiyet koruması altındaki süreçleri taşımaktan imtina ettikleri açıktır”

Ülgen “Türkiye’nin Property Rights Alliance’ın (Mülkiyet Hakları İttifakı - PRA) 2007 yılı fikri mülkiyet hakları koruma endeksinde 70 ülke arasında 44. sırada olduğunu hatırlatılmalıyız. Türkiye bu rakamla Mısır ve Rusya’nın önünde olmasına karşın, uluslararası yatırım çekmekte yarıştığı bölge ülkelerinden Macaristan’ın bu endekste 27, Çek Cumhuriyeti’nin 29, Yunanistan’ın 33, Polonya’nın 34. sırada olduğunu belirtmeliyiz” dedi.

-”TÜRKİYE’NİN 110 YILDA ALDIĞI PATENTİ ABD 3 HAFTADA ALIYOR”-

Toplantıda görüşlerini açıklayan Microsoft Türkiye Genel Müdürü Çağlayan Arkan da, kayıt dışılığın ve kaçak kullanımın en yoğun sektörlerin başında yüzde 66′lık oranla bilişimin geldiğini belirterek, ” Bilişim sektöründe kayıt dışılık ve korsan yazılımda yapılacak her yüzde 10′luk azalmanın ekonomik büyümeye 1 milyar dolar ve ihracata da 600 milyon dolarlık bir katkı yapacağı ve 36 bin yeni istihdam yaratacağı hesaplanıyor” dedi.

Çağlayan Arkan fikri mülkiyet hakları konusunda Ar-Ge’nin önemine değinerek, şöyle dedi:

“Türkiye geçen 110 yılda toplam 30 bin civarında patent üretmiş. Bunların çoğunluğunu yurtdışında icat edilen ve Türkiye’de üretim izni alınan ürünler oluşturuyor. Türkiye’de geliştirilen patent sayısı gerçekte 10 bin civarında. ABD’de her üç haftada 30 bin patent alınıyor.Türkiye’de yapılan Ar-Ge yatırımı yıllık 40 milyon dolar civarında. Türkiye’nin rekabetçi gücünün mutlaka arttırılması lazım. Bu konuya devletin de sahip çıkması gerekiyor”

Arkan, bilişimde teknoloji üreten ülkeler arasında yer alan Hindistan’da yazılım sektörünün büyüklüğünün 2002′de 9 milyar dolar olduğunu aktararak, “Bu rakam 2007′de 37 milyar dolara çıktı. 2010 için Hindistan’ın hedefi ise 52 milyar dolar”dedi.

Kaynak:www.haberler.com

« Previous Entries Next Entries »