AMY&PINK

AND THEIR DANCING AND THEIR LAUGHING.

 
RSS Feed

Have we lost freedom?

Yeni Yasal Düzenleme Yaplmazsa, 9 Bin Taklit Davası Düşecek. Bir Marka Mağazasının Önünde Taklit Ürün Satılsa Bile Bir Şey Yapamayacak.
Anayasa Mahkemesi’nin, bir kısım cezai hükümlerinin iptaline karar verdiği 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin yerine 6 aydır yeni bir düzenleme hazırlanmadığı için 5 Ocak 2009’dan sonra taklitçilere gün doğacak. Yeni yasal düzenleme yaplmazsa, 9 bin taklit davası düşecek. Bir marka mağazasının önünde taklit ürün satılsa bile bir şey yapamayacak.

TÜRKİYE’nin en büyük problemlerinden biri olan fikri mülkiyet haklarının korunması ve taklitle mücadelede, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadığı için bir kaos dönemine giriliyor. Anayasa Mahkemesi’nin, bir kısım cezai hükümlerinin iptaline karar verdiği 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin yerine 6 aydır yeni bir düzenleme hazırlanmadığı için 5 Ocak 2009’dan sonra taklitçilere gün doğacak. Anayasa Mahkemesi’nin kararı 5 Temmuz 2008’de yayınlanmış ve hükümete yeni kunan yamak için 6 ay süre tanınmıştı. Şimdi yeni bir yasal düzenleme yaplmazsa, şu anda devam eden 9 bin taklit davası düşecek. Yeni düzenlemenin 5 Ocak’tan bir gün sonra çıkması bile hukuki açıdan işe yaramayacak.

Mahkumiyet ortadan kalkar

Tescilli Markalar Derneği’nin (TMd) avukatı Vehbi Kahveci, “Yeni bir kanunu düzenleme yapılmazsa bütün markalara ilişkin cezai davalar düşüyor. Eski mahkumiyetler ortadan kalkıyor. Ayrıca 5 ocaktan sonra taklit ürün araması yapılma şansı kalmıyor. O tarihten sonra işlenecek suçlar yaptırımsız kalacağından Bugünüe kadar yapılan bütün çabalar boşa gidecek. Türkiye bir taklit cenneti olacak” dedi.

Ancak mucizeyle çıkar

Yeni düzenleme yapılması için bir çok kere çalışma yapıldığını ama tasarının hep geri çekildiğini hatırlatan Vehbi Kahveci, ortada Meclis’te görüşülecek bir tasarı olmadığına dikkat çekti. Yılbaşı nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), 30 Aralık-1 Ocak tarihlerinde tatil yapacak. 2 Ocak’ın ardından haftasonu geldiği için TBMM’nin ayın 5’inden önce toplanabilmesi olası görünmüyor. Vehbi Kahveci, Meclis’in ardından Cumhurbaşkanı’nın da yasayı onaylaması gerektiğini belirterek, “Bütün bunlar dikkate alındığında yasanın vaktinde çıkması mümkün görünmüyor. Ancak bir mucize ile çıkar. Türkiye, zamanında bu düzenlemeyi yapmadığı için yıllar öncesine geri dönmüş olacak” diye konuştu. Bir kaos ortamı oluşacağından endişelenen Kahveci, sadece yabancı markaların değil, Ar-Ge’ye, inovasyona yatırım yapan yerli markaların da bu durumdan olumsuz etkileneceğini, milyonlarca dolar ile marka ve mağaza yatırımı yapanların, taklitçiler karşısında haklarını koruyamaz hale geleceğini söyledi.

Kanun hükmünde kararname yetmez yasa çıkmalı

İSTANBUL Patent Marka ve Danışmanlık’tan avukat İbrahim Ekdial, şu değerlendirmeyi yaptı: “Yasa koyucu, yani TBMM hálá yasal boşluğu dolduracak bir hüküm ortaya koymuş değil. Suç müeyyidesiz kalacak, bu da Marka Hukuku açısından büyük sıkıntılar getirecek. Düzenlemenin bir an önce yapılması şart. Fikri ve sınai haklarda AB ile bütünleşme sürecinde tüm mevzuat 1995 yılında yenilendi. AB sürecinin dayatmış olduğu bu düzenlemeler ne yazık ki Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile gerçekleşti. Acele ve hızlı bir şekilde KHK biçiminde Bakanlar Kurulu onayıyla uygulama gerçekleştiğinden büyük sakatlıklar ve hatalar ortaya çıkıyor. 1995’ten bugüne kadar fikri mülkiyet hukukunu ilgilendiren marka, patent, tasarım ve diğer düzenlemelerin KHK ile yapılmasına rağmen hala kanunlaşmadığı da dikkate alındığında yasa koyucunun o yasayı, ilgili her kesimden görüş alarak ortaya çıkarması sağlıklı olur.”

Milyonlarca taklit ürün yakalanmıştı

Türkiye’de 2007’de 465 bin taklit ürün (ayakkabı, pantolon gibi) yakalandı.

2007 yılında bununla ilgili olarak 372 kişi tutuklandı.

2008’de ise yakalanan sahte ürün sayısı 678 bine çıktı.

282 kişi tutuklandı.

2007 yılında kitap, CD gibi fikri mülkiyet kapsamına giren 670 bin ürün yakalandı.

2008’de ise yakalanan fikri mülkiyet kapsamındaki ürün 1 milyon adedi geçti.

Suç sayısı 880’e, tutuklanan kişi sayısı ise bin 111’e çıktı.

AB de bizim için problem yaratacak

TÜRKİYE’de bugüne kadar milyonlarca taklit ürün toplatıldığını dile getiren TMd Başkanı Selçuk Güzenge, şöyle konuştu: “Taklit konusunda Uzakdoğu ülkelerinden sonra Türkiye adı en çok geçen ülke. Zaten bu konuda ciddi bir problemimiz, bozuk bir imajımız var. Yasalarımızı Avrupa Birliği’ne (AB) uyumlu hale getirmeye çalışıyoruz. AB, markaların, fikri mülkiyet haklarının korunmamasını kabul edebilir mi? Şubat ayında Gümrük Birliği toplantısı yapılacak. Orada da bu gündeme gelecektir.”

Ahmet Polat’ın Torosların eteğindeki bir ilçe olan Ermenek’te başlayan hayat yolculuğu, onu bugün Türkiye’nin ve dünyanın ünlü isimlerine ayakkabı giydiren adam haline getirdi. Bugün ünlülerin gözdesi olan JAG Club markasının sahibi Polat’ın kişiye özel, el yapımı ayakkabılarını Prens Charles, Donald Trump, Süleyman Demirel, Tayyip Erdoğan gibi ünlü isimler tercih ediyor. Bugüne kadar sadece erkek ayakkabısı üreten JAG Club, 2010′da kadın tekstil ve “fantezi” diye tanımlanan model ayakkabıları üretmeye hazırlanıyor. Kriz yılında büyüyen şirket 15 olan mağaza sayısını franchise vererek arttıracak.
JAG Club’ın Yönetim Kurulu Başkanı olan Polat, ayakkabıcılığa aile geleneğinden aşina. Polat’ın dedesi, 1925′te o dönemde Konya’ya bağlı olan, sonra da Karaman’a bağlanan Ermenek’te kara lastik ayakkabılar üreten bir fabrika kurar. Ailenin üçüncü kuşağından Ahmet Polat ise fabrikanın yönetimini 1986′da alır. Polat, ABD’nin Princeton Üniversitesi’nde ekonomi okumuş ve aile şirketine yeni bir yön vermek istemektedir. Şirketin başına geçen bu Polat, pazarda bir farklılık yaratmak ister ve Türkiye’nin iş güvenliği olan ilk lastik çizmesini üretmeye başlar. Polat sonraları başka örneklerle de zenginleştireceği bu yenilikçi girişimin öyküsünü şöyle anlatıyor:
“Önce lastik işçi çizmelerini sanayiye entegre etme kararı aldım. Sanayi üretiminde güvenlik çok önemliydi. Ürettiğimiz çizmelerin üzerine 250 kilogram ağırlık düşse bile, parmaklar ezilmiyordu. Dedem kara lastik üretimiyle başlamıştı, ben Türkiye’nin iş güvenliği maksimum olan lastik çizmesini üretmek için kolları sıvamış başarılı da olmuştum.”

Ahmet Polat, ağabeyinin bir gün fabrikada çıkan yangını söndürmek için çabalarken, kazayla hayatını yitirmesinden çok etkilenir. “Ağabeyim hayatını bizim geleceğimiz için tehlikeye atarak kaybetti, bu beni daha da hırslandırdı” diyen Polat, bu acıyı unutmak için işi büyütme çalışmalarına hız verdiğini ve bunun sonrasında İstanbul İtfaiyesi için özel üretimler yaparak yıllık üretimlerini 250 bin çifte çıkarttıklarını anlatıyor. Polat bununla yetinmiyor ve yeni yatırımlarla, spor ayakkabısı üretmeye girişiyor, kısa süre içinde de spor ayakkabı markası Tycoon’u yaratıyor. Bir yandan da Adidas, Kinetix, Letoon gibi markalara da ayakkabı tabanı üretmeye başlıyor. Ancak 1996′da aile şirketinde yaşanan sorunlar, Polat’ı radikal bir karar almaya itiyor. Ve yeni hayatının ilk adımını nasıl attığını da şöyle aktarıyor: “İstediğim yönetim anlayışını oturtamayınca, tabiri caizse ceketimi alıp, sıfır sermayeyle İstanbul’a doğru yola çıktım. En güzel, en kaliteli, kişiye özel ayakkabıyı üretecektim.

Jaguar’ın isim hakkını aldı
Tüm sermayesi bilgi birikimi ve deneyimi olan Polat, Amerika, İtalya, İngiltere’de pazar araştırması yapar ve Türkiye’de bu alandaki açığı fark eder. Arabada el yapımının, kişiye özel üretimin ve prestijin simgesi olan Jaguar’ın isim hakkını, 1998′de İngiltere’den alarak, ürettiği ayakkabılarını Jaguar etiketiyle satışa sunar. Polat 2000′de Ritz-Carlton otelinde ilk mağazasını açtıktan sonra, müşterilerine danışarak, JAG Club markasını var eder. Müşteri hedef kitlesini A ve A+ gibi çok üst düzey gelir grubu olarak belirler. Uluslararası fuarlar, yurtiçi ve yurtdışı mağazalar derken, üretiminin yüzde 80′ni, 35 ülkeye ihraç eder hale gelir.
Avrupa’ya yönelik ihracatının yüzde 15′lik bölümünü İtalya’ya yapan JAG Club, bugün Fransa, İngiltere, Hollanda, Romanya, Yugoslavya, Macaristan, Güney Afrika, Japonya, Hindistan, Rusya’ya ve Türk Cumhuriyetlerine de ihracat gerçekleştiriyor. Haftada 750 çift olmak üzere, yılda 40 bin çift ayakkabı üreten firma, 2007′de el yapımı ayakkabılarıyla ihracat yaptığı ülke sayısını 35′e çıkararak, üç milyon dolarlık ciro yaptı.
Trump’la büyük pazarlık
JAG Club markasının başarısının altında pek çok etken yer alıyor. Ayakkabıların tasarımı İtalya’da yapılıyor. Deri ve diğer malzemeler de dünyanın değişik bölgelerinden özenle seçilerek ithal ediliyor. Yüzde 100 el işçiliği sayesinde, JAG Club renk, model ve taban çeşitlemeleriyle müşteriye 960 bin farklı seçenek sunabiliyor, bu da fabrikasyon üretime karşı büyük bir avantaj anlamına geliyor. Bugüne kadar Süleyman Demirel, Recep Tayyip Erdoğan, Yaşar Büyükanıt, Tony Blair, Donald Trump, Hüsnü Mübarek gibi bir çok ünlü, siyasetçi ve işadamı için ayakkabı üreten Ahmet Polat “Prens Charles’ın, Camilla ile evlenirken giydiği düğün ayakkabısını bile yaptık. Sonrasında da sekreteriyle teşekkür mektubu yolladı” diyor.
Markanın daha çok kulaktan kulağa yayılarak duyulduğunu belirten Polat, ABD’nin dolar milyarderi Donald Trump’la olan alışverişini de şöyle anlatıyor: “Donald Trump yurtdışındaki bir sosyete dergisinde hakkımızda çıkan haberi okuyup bize ulaştı. Ismarladığı ayakkabılar için de kıran kırana pazarlık etti”.

Lüks tüketimin krizden etkilenmediğini belirten Polat, “Kriz bizi etkilemedi 2008 yılını 33 bin çift satışla kapatıyoruz” diyor. Bir yandan ayakkabı üretimine devam eden firma, müşterilerine daha bütün hizmet verebilmek için, 2001 yılında tekstil alanında da atağa kalkmış. Bu kategoride kaşmir triko, kaşkol, ipek ve kanvas pantolonlar gibi özel zevklere hitap eden ürünlere yer verdiklerini belirten Polat, lüks marka kategorisinde Yunanistan, Mısır ve İran’da pazar lideri olduklarını da belirtiyor. Türkiye genelinde 15 mağazaya sahip olduklarını belirten Polat, Türkiye ve yurtdışında satış temsilcilikleri de verdiklerini ve büyüme içinde olduklarını belirtiyor.

Kaynak:www.referansgazetesi.com

 
Mısır, Ülke Marka Endeksi’ne (CBI) göre yine en iyi ‘tarihi marka’ seçildi. FutureBrand adlı küresel marka danışmanlık şirketi tarafından yapılan araştırmaya göre Mısır, en büyük rakipleri olarak gösterilen Fransa, İtalya, Çin ve Yunanistan gibi ülkeleri geride bıraktı.
Tarihi yerleri gezen 2 bin 600 turistin yer aldığı araştırmaya göre Mısır, tarihi mekanları gezilecek ülkeler sıralamasında da ilk sıralarda yer alıyor. 2008 ülke Marka Endeksi’ne göre Mısır Sanat ve Kültür alanında da en iyi üç marka arasında bulunuyor. Dördüncü yılına giren CBI derecelendirmesinde turistlerin yönelimleri ve seyahat sebepleri araştırılıyor.
FutureBrand’ın eş CEO’su Mario Natarelli, Mısır’ın bu yıl da tarihi yerleri ziyaret eden turistler için ilk tercih edilen ülke olduğunu ortaya koyduğunu ifade ediyor. Natarelli, özellikle piramitlerin Mısır’ın bu derecelendirmede ilk sırada gelmesinin önemli bir rol oyladığının altını çiziyor. Piramitlerin yanı sıra ülkenin dört bir yanında firavunlar ve daha sonraki dönemlerden kalma milyonlarca eser ve yüzlerce tarihi mekan bulunuyor.
Araştırmaya bu yıl Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinden Mısır’ın yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri de dahil edildi.
Zengin tarihi geçmişi ve eşsiz sahilleriyle ünlü olan Mısır, pazarlama tekniklerini iyi kullanamamasının yanı sıra hizmet kalitesinde de iyi bir derece yakalayamamasından dolayı çektiği turist sayısında İtalya ve Fransa’nın yanı sıra Türkiye ve Yunanistan’ın da çok gerisinde bulunuyor.
Ancak uzmanlara göre Mısır’ın uluslar arası bir kalite yakalaması durumunda ucuz olmasını da kullanarak kısa sürede Türkiye başta olmak üzere diğer Avrupa ülkelerini geçebileceği ifade ediliyor.

Kaynak:www.haberturk.com

Uluslararası Patent Birliği Konsey Başkanı Coşkun İrfan, son dönemdeki vizyon projelerle atılım sağlayan Bursa’nın katma değer üreten bir kent olduğunun tüm ülkede fark edilmesi için üzerlerine düşeni yapmaya hazır olduklarını belirtti.

Uluslararası Patent Birliği Konsey Başkanı Coşkun İrfan, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Hikmet Şahin’i ziyaret etti. İrfan, Türkiye’deki ‘fikri ve sınai mülkiyet hakları’ konusunda ülkemizin gerçek anlamda kalkınmış ülkeleri yakalayabilmesi için gereken güç birliğini sağlamak amacıyla kurulan birliğin Büyükşehir Belediyesi’nin kente vizyon katan projeleri desteklediğini söyledi. Birlik Başkanı İrfan, Bursa’yı ‘marka kent’ seviyesine taşımak için çalışmalarını tüm hızıyla sürdüren Büyükşehir Belediyesi’nin kentin çehresini değiştirdiğini ifade etti. Yatırımlarla Bursa’da konforlu yaşam şartları oluşturan Başkan Şahin’e teşekkür eden İrfan, birliğin hedeflerini anlattı. Bursa’nın tarihinden çevresel şartlarına, turizminden ulaşımına uzanan zenginliklerinin tanıtılması gerektiğinin altını çizen İrfan, Bursa’nın marka bir kent olduğunu tüm Türkiye’ye göstermek amacıyla bir ‘Buluş’ fuarı düzenlemek istediklerini açıkladı.

Büyükşehir Belediye Başkanı Hikmet Şahin de Bursa için çalışmaktan asla vazgeçmeyeceklerini ifade etti. Şahin, kente yapılan yatırımların değerini fark eden Uluslararası Patent Birliği’nin çalışmalarına destek vereceğini dile getirdi. (CİHAN)

Eskişehir Yunus Emre Endüstri Meslek Lisesi öğretmen ve öğrencileri elektrikli kombi geliştirdi. Altı ay süren bir çalışma sonucu üretilen elektrikli kombi, doğalgazla çalışan kombilere göre yüzde 20 tasarruf sağlıyor. 9 bin watt’lık güce sahip ve 3 ayrı ısıtıcıyla çalışan kombi, yüzde 97 verimlilik sağlayan kombide enerji ve ısı kaybı olmuyor. Doğalgazın kullanım süresinde bir kısmı çiğ olarak bacadan dışarı atılırken, elektrikli kombide ise bu tarz bir kayıp yok ve suyu direkt ısıtıyor. Doğalgazlı ürünlere alternatif olabilecek elektrikli kombide sistem seri olarak bağlı ve su hareket halinde iken çok kısa sürede ısınıyor. Gazdan zehirleme olasılığını da ortadan kaldıran kombi, lisenin atölyesinde kullanılmaya başlandı. Patent için başvuru hazırlığı yapan okul yönetimi, talep olması halinde seri üretim yapmayı planlıyor. Elektrikli kombinin artan doğalgaz fiyatlarına karşı bir alternatif olabilecği belirtiliyor.

Okulun Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme Alan Şefi Hasan Hüseyin Çanakçı, 4 öğretmen ile bir grup öğrencinin sözkonusu kombiyi 6 aylık çalışma sonrasında ürettiğini söylüyor. Cihazın çok amaçlı kullanıma sahip olduğunu kaydeden Çanakçı, şu bilgileri veriyor: “Elektrikli kombi ile her türlü ortamda 130-140 dereceye kadar su ısıtılabiliyor. Elektrikli kombideki sistem seriye bağlı olduğu için, suyun ısınmama ihtimali yok. Kombiyi evin her tarafına monte edebiliyorsunuz. Havanın durumuna göre otomatik olarak çalışan kombi okulda yalsızca bir adet üretildi.”

Okul Müdürü İsmail Satekin de cihazın patentini alacaklarını belirterek, gerekli desteğin verilmesi halinde seri üretime geçebileceklerini ifade etti. Satekin şöyle konuştu: “Sadece kent merkezinde değil, doğalgazın ulaşamadığı merkezler için de elektrikli kombi alternatif olarak düşünülmektedir. Elektrikli kombi doğalgazlı kombiden daha ucuza mal oluyor ve vatandaşa tasarruf sağlıyor. Böylelikle vatandaşı hem maddi hem de ısı anlamında büyük fayda sağlıyor.” (CİHAN)

Türk damak tadının vazgeçilmez lezzeti çiğ köfte, son zamanlarda çeşit ve dükkan sayısında yaşanan artışlarla kendi ekonomisini yarattı.

Türkiye genelinde çiğ köftede halen 18 tescilli marka bulunuyor ama marka tescili için Türk Patent Enstitüsüne (TPE) yapılan başvurular da her geçen gün artıyor.

Çiğ köftenin coğrafi işaret olarak tescillenmesi için Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odasının TPE’ye yaptığı başvuru üzerindeki çalışmalar da sürdürülüyor.

TPE yetkililerinden alınan bilgiye göre, “Çiğ Köfte” sektöründe marka tescil belgesine sahip 18 işletme varken, bu ürün için son 1 yılda 44 işletme de TPE’ye başvurarak markalarını tescilletmek istedi.

Tekstilci Gökhan Yılmaz, teyzesinin oğlu Şile’de denizde boğulunca, kafayı ’batmayan mayo’ üretmeye taktı ve giyenin suda batmasını önleyen mayo üretip 80 ülkede patentini aldı. Dolfinus markasıyla pazara çıkan mayolar bedene göre değil ’kiloya göre’ satılıyor. 250 gramlık mayo 100 kilogramlık bir vücudun batmasını önlüyor. Bu sezon cirosunu ikiye katlamayı hedefleyen firmaya ortaklık teklifi yağıyor.

TÜRK tekstilinin, rekabet sorunlarını inovasyonla (yenilikçilikle) aşma çabası, bu sektörde dünya çapında gelişmeleri beraberinde getiriyor. Güngören’de konfeksiyona ’süs dikişleri’ yapmakla ünlenmiş Öncü Süs Dikişleri ve Tekstil San. Tic. Ltd.’in (Öncü Tekstil) sahibi Gökhan Yılmaz, teyzesinin oğlu Şile’nin azgın dalgalarında boğulduktan sonra “batmayan mayo” yapmayı kafasına taktı ve sonunda piyasaya sürdü. Onbinlerce küçük hava depocuklarından oluşan bir kumaş-dikiş yöntemi geliştiren Yılmaz, ürününün patentini aldı. Bu yıl tam kapasite ikinci sezona hazırlıklarını tamamladı. Yılmaz’ın “Dolfinus Batmayan Mayo” ismiyle markaladığı yeni ürün geçen yıl 4 milyon dolar olan ciroyu bu yıl en az ikiye katlayacak. Dubai’den 7 milyon dolarlık ’İki yıllık isim hakkını alım’ teklifi de geldi.

Alaylı tekstilci

Aslında makine mühendisi olan Gökhan Yılmaz, tekstile küçük yaşta ağabeyinin modelistlik atölyesinde çırak olarak başladığını söylüyor ve şöyle anlatıyor öyküsünü: “Şebinkarahisarlıyız ama ben doğma büyüme İstanbulluyum. Babam esnaftı. Ben ilkokul 5’inci sınıfın yazından beri hep tekstildeyim. Ağabeyim Turhan Yılmaz modelist olarak çalışıyordu. Daha sonra da kendi atölyesini kurdu ve ben de onun yanında başladım. Almanya’ya mutfak önlükleri yapıyorduk. 19-20 saat atölyede çalışıyordum. İş çoktu, kamyonun biri gidip biri gelirdi. Ağabeyim 21 yaşında bir genç olarak bu kadar parayı kaldıramadı ve bir süre sonra anlaşamaz olduk.”

Solcu arkadaş desteği

Ağabeyinden ayrıldıktan sonra bir süre işsiz kaldığını ve boştayken üniversitedeyken çok farklı görüşlere sahip oldukları bir arkadaşıyla karşılaştığını söyleyen Gökhan Yılmaz, şöyle devam ediyor: “Makine Mühendisliği’ni 9 Eylül’de bitirmiştim. Oradan bir arkadaşım İstanbul’da doğalgaz işine başlamış. Karşılaşınca ’gel kendi işin gibi çalış’ dedi. Ben de bir süre doğalgaz işinde çalıştım ve çok iyi para kazandım. Ancak bir süre sonra benim eski tekstilci çevremden yine bana teklifler gelmeye başladı ve arkadaşımla konuşup yeniden tekstile girdim. Bu defa süs dikişlerinde uzmanlaştık ve piyasanın en iyi süs dikişi yapan firmalarından biri haline geldik.”

Yeni ne yapabilirim

Süs dikişleri işine devam ederken sürekli ’yeni farklı ne yapabiliriz’ diye de arayış içinde olduğunu anlatan Gökhan Yılmaz, “Bir hafta sonu çalışma arkadaşlarımla Bandırma’ya denize gittik. Baktım arkadaşların çoğu yüzme bilmediği için denize giremiyorlar. Orada aklıma ’batmayan mayo’ fikri oturdu. Bir süre sonra da çok iyi yüzme bildiği halde Şile’de teyzemin oğlu boğuldu. O olay bizi çok üzdü ve ben bu batmayan mayo işini iyice kafaya taktım” diyor.

2 yılda 200 ürün denedik, hücreciklere hava hapsettik

BATMAYAN mayo üretmek için 2 yıl uğraştıklarını, bazen gece yarısı tekrar atölyeye gelerek denemeler yaptıklarını anlatan Gökhan Yılmaz, şöyle konuşuyor: “Yüzme bilen de bilmeyen de denize güvenle girebilsin istiyordum. Benimle dalga geçenler de oldu. Bu mümkün olsa ’Avrupalı Amerikalı bulurdu’ dediler. 2006’nın yazında fikir oluştu 2008’de üretim nasip oldu. 2 yılda 200 model denedik. Öyle bir şort yapalım ki insanlar o şortu giyince başka bir şeye ihtiyaç duymasınlar istiyordum. Kumaşlar denedik ve sonunda çok küçük minicik hücreciklere havayı hapsettik. Böylece sudayken mayonun bir yeri hasar görse bile sadece hasar gören yerdeki hava kayboluyor. 250 gramlık bir şort ile 100 kilogramlık vücudu su üstende tutuyoruz. Mayolar bedene göre değil, kiloya göre etiketlendi.”

Yabancılardan teklif var, dünyaya Türk markası olarak yayılacağız

ÖNCÜ Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Yılmaz, batmayan mayo için Dubai’den bir alıcının “2 yıllık isim hakkı için 7 milyon dolar teklif ettiğini, fason önerenlerin olduğunu” söylüyor ve şöyle konuşuyor: “Ürünü elimde tutmak, kendim büyümek istiyorum. Dünyaya da Türk markası olarak yayılacağız. Ağırlığımız, kazancımız fazla olsun diye bu yolu tercih ediyoruz. İhracata da başladık. Adetler bu sezon olgunlaşıyor. Venezuela’dan, Almanya’ya, Yunanistan’a, Lübnan’a kadar geniş bir coğrafyadan yoğun talep var.”

Uluslararası Yatırımcılar Derneği (Yased) Patent Başta Olmak Üzere Fikri Mülkiyet Haklarının Korunmasında Sağlanacak Yüzde 10 Oranında Bir İyileştirmenin, Türkiye’nin Uluslar Arası Doğrudan Yatırım Stoğunu Yüzde 16 Oranında Artıracağına ve 19.2 Milyar Dolarlık İlave Yabancı Sermaye Girişi Yaratacağına Dikkat Çekti.

Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) patent başta olmak üzere fikri mülkiyet haklarının korunmasında sağlanacak yüzde 10 oranında bir iyileştirmenin, Türkiye’nin uluslar arası doğrudan yatırım stoğunu yüzde 16 oranında artıracağına ve 19.2 milyar dolarlık ilave yabancı sermaye girişi yaratacağına dikkat çekti.

YASED adına İstanbul Ekonomi Danışmanlık tarafından yapılan araştırma, patent, telif hakları, ticari markalar, mülkiyet hakkı altındaki sınai tasarımlar ve iş uygulamalarının daha etkin korunması halinde bunun Türk ekonomisine kayda değer olumlu etkiler yapabileceği görüşünü ortaya çıkardı. İstanbul Ekonomi Danışmanlık yöneticisi Sinan Ülgen’in başkanlığında hazırlanan raporda, uluslar arası yatırımlardaki yüzde 16′lık artışın imalat sanayiye yönlendirilmesi durumunda GSMH’ye katkının 4.4 milyar dolara çıkacağı ve ihracatta da 13 milyar dolarlık bir artışın sağlanacağı ve 150 bin yeni istihdama kaynaklık edeceği belirtildi.

YASED Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Uysal raporun kamuoyuna açıklanması amacıyla düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada “Küresel boyutta yaşanan bir ekonomik belirsizliğe ve durgunluğa girdik,” diyerek, şöyle dedi:

“Uluslar arası yatırımcılara, etkin fikri mülkiyet hakları koruması dahil en avantajlı yatırım ortamını sunacak olan ülkeler, uluslararası yatırımlardan daha büyük pay alacaklar. Hükümetimizin, patent, telif hakları, ticari marka ve tasarım korumasında ülkemizin dünya sıralamasındaki yerini iyileştirmek için kararlı adımlarını sürdürmesini bekliyoruz.”

-TÜRKİYE 70 ÜLKE İÇİNDE 44. SIRADA-

Raporun detaylarını açıklayan Sinan Ülgen, genel olarak fikri mülkiyet hakları rejiminin zayıf olmasının, o ülkeye transfer edilecek teknolojinin çalınması veya kopyalanması riskini artırdığından, dış yatırımlar bakımından bir engel oluşturduğunu ve o ülkenin uluslararası bakımdan cazibesini düşürdüğünü belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Sektörlerin özellikleri itibariyle dış yatırım kararlarında fikri mülkiyet haklarının korunmasına atfettikleri önem ve hassasiyet farklılık gösterebilmektedir. En azından, çokuluslu firmaların kuvvetli bir koruma rejimine sahip olmayan ülkelere, ARGE veya yüksek teknolojiye dayalı fikri mülkiyet koruması altındaki süreçleri taşımaktan imtina ettikleri açıktır”

Ülgen “Türkiye’nin Property Rights Alliance’ın (Mülkiyet Hakları İttifakı - PRA) 2007 yılı fikri mülkiyet hakları koruma endeksinde 70 ülke arasında 44. sırada olduğunu hatırlatılmalıyız. Türkiye bu rakamla Mısır ve Rusya’nın önünde olmasına karşın, uluslararası yatırım çekmekte yarıştığı bölge ülkelerinden Macaristan’ın bu endekste 27, Çek Cumhuriyeti’nin 29, Yunanistan’ın 33, Polonya’nın 34. sırada olduğunu belirtmeliyiz” dedi.

-”TÜRKİYE’NİN 110 YILDA ALDIĞI PATENTİ ABD 3 HAFTADA ALIYOR”-

Toplantıda görüşlerini açıklayan Microsoft Türkiye Genel Müdürü Çağlayan Arkan da, kayıt dışılığın ve kaçak kullanımın en yoğun sektörlerin başında yüzde 66′lık oranla bilişimin geldiğini belirterek, ” Bilişim sektöründe kayıt dışılık ve korsan yazılımda yapılacak her yüzde 10′luk azalmanın ekonomik büyümeye 1 milyar dolar ve ihracata da 600 milyon dolarlık bir katkı yapacağı ve 36 bin yeni istihdam yaratacağı hesaplanıyor” dedi.

Çağlayan Arkan fikri mülkiyet hakları konusunda Ar-Ge’nin önemine değinerek, şöyle dedi:

“Türkiye geçen 110 yılda toplam 30 bin civarında patent üretmiş. Bunların çoğunluğunu yurtdışında icat edilen ve Türkiye’de üretim izni alınan ürünler oluşturuyor. Türkiye’de geliştirilen patent sayısı gerçekte 10 bin civarında. ABD’de her üç haftada 30 bin patent alınıyor.Türkiye’de yapılan Ar-Ge yatırımı yıllık 40 milyon dolar civarında. Türkiye’nin rekabetçi gücünün mutlaka arttırılması lazım. Bu konuya devletin de sahip çıkması gerekiyor”

Arkan, bilişimde teknoloji üreten ülkeler arasında yer alan Hindistan’da yazılım sektörünün büyüklüğünün 2002′de 9 milyar dolar olduğunu aktararak, “Bu rakam 2007′de 37 milyar dolara çıktı. 2010 için Hindistan’ın hedefi ise 52 milyar dolar”dedi.

Kaynak:www.haberler.com

ULUSLARARASI Buluşçular Federasyonu’nun Almanya’da düzenlediği uluslararası ticaret fuarında TÜBİTAK’ta geliştirdiği doğaya atıldığından yok olabilen plastikle Dr. Mehlika Bokcaklı iki altın madalya kazandı.

60 yıldır Nürnberg’de düzenlenen fuarda Türk Patent Enstitüsü standında sergilenen doğada bozulabilen plastik, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Gıda Enstitüsü araştırmacılarından Dr. Mehlika Borcaklı tarafından üç yıl önce bulundu. 2005’te patenti alınan plastik, fuarda, buluş ve bilimsel yönleriyle altın madalyayla ödüllendirildi.

Kaynak:www.hurriyet.com.tr

Numara taşıma döneminin başlaması öncesinde rekabet iyice kızıştı. Müşterilerinden her fırsatta para koparmayı maharet bilen Turkcell, `haftada 2 gün bedava` kampanyası başlattı.`2 gün bedava` kampanyası başlattı

Turkcell`in, faturalı bireysel hat sahibi müşterileri için yarından itibaren bir kampanya başlattığı bildirildi.

Turkcell`den yapılan yazılı açıklamada, Turkcell bireysel faturalı hat sahiplerinin, `BEDAVA` yazıp 8040`a gönderdiklerinde, `haftanın 2 günü tüm Turkcell`lilerle bedava konuşacağı` kaydedildi.

Yarından itibaren başlayacak kampanyaya katılmak için kısa mesaj göndermenin yeterli olduğu, kampanya için herhangi bir ek ücret ödenmediği belirtildi.

Açıklamada, Turkcell abonelerinin, sistem tarafından verilen ve biri hafta içi, diğeri hafta sonuna denk gelen iki günde, ayda toplam 64 saat `bedava` konuşma hakkına sahip olacağı, `2 Gün Bedava` kampanyasının, 8 Kasım- 28 Aralık 2008 tarihleri arasında, kısa mesajla kayıt olan ilk 1 milyon Turkcell abonesi için geçerli olacağı vurgulandı.

« Previous Entries