Gaziantep ten TÜBİTAK a proje yağıyor

Eylül 2, 2008

GAZİANTEP in TÜBİTAK a gönderdiği proje sayısında son 2 yılda büyük artış olduğu belirtildi. Gaziantep Sanayi Odası Araştırma Servisi nin hazırladığı rapora göre,1996 yılından itibaren Gaziantepli 61 firmanın TÜBİTAK a toplam 100 proje için başvurdu.

Rapora göre proje başvurularının 44 tanesi son 18 ay içerisinde gerçekleşti. Buna göre 2007 yılında 23 olan başvuru sayısı 2008 yılının ilk 6 aylık döneminde 21 oldu. Gaziantep’ten, TÜBİTAK’a 2000 yılında altı, 2001 ve 2002 yılında iki, 2003 yılında yedi, 2004 yılında altı, 2005 yılında on, 2006 yılında altı, 2007 yılında 23 ve 2008 yılının Ocak -Temmuz döneminde ise, 21 proje başvurusu yapıldı. Raporda artışa etken olarak Gaziantep Sanayi Odası ve TÜBİTAK işbirliği ile 2008 yılı başında oluşturulan “Ar-Ge’de Gaziantep Atılımı” seferberliği gösterildi. 2006 yılından bu yana oluşturulan projelerin sektörel dağılımlarında ise makine, gıda, kimya ve tekstil sektörleri ön plana çıktı.

Raporda ayrıca 2008 yılında yapılan proje başvurularının ikinci altı aylık döneminde de aynı oranda devam etmesi durumunda yıl sonu rakamının geçen yıla oranla iki kat artacağı belirtildi.

Abdi İbrahim, dünyada en büyük 100 arasına girdi

Eylül 2, 2008

Abdi İbrahimin, dünyanın en büyük 100 ilaç firması arasına giren ilk Türk ilaç şirketi olduğu bildirildi. ABDİ İbrahimden yapılan yazılı açıklamada, şirketin, dünya ilaç firmaları ciro sıralamasında 96. sıraya yükseldiği belirtildi.

Tüm dünyada ilaç sektörünün satış rakamlarını inceleyen uluslararası değerlendirme kuruluşu International Medical Statistics’in (IMS) 2007 yılı ilaç sektörü sıralamasına göre, Abdi İbrahim’in, dünyanın pek çok güçlü ilaç markasını geride bıraktığı kaydedildi.
Abdi İbrahim Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut, konuya ilişkin değerlendirmesinde, dünyanın “en büyük” 100 ilaç şirketi arasında yer alan “ilk” ve “tek” Türk firması olmalarının, bugüne kadarki emek ve çalışmalarının “çok değerli” bir yansıması olduğunu düşündüğünü ifade etti.
Barut açıklamada, “Yenilikçi, başarıya odaklı ve dinamik ekibimizin Abdi İbrahim’i daha da yukarılara taşıyacağına inanıyorum. Dileğim; Türkiye ilaç sektörünün topyekun büyük başarılara imza atması ve dünya çapında daha da büyük başarılar elde edilebilmesidir” ifadesini kullandı.
Açıklamada, referans ve eşdeğer ilaç üretiminin yanı sıra, ilaç ihracatı da gerçekleştiren Abdi İbrahim’in 2007′deki cirosunun 805 milyon dolar olarak gerçekleştiği, 2007 yılı rakamlarına göre Türkiye ilaç sektöründe ciro bazında yüzde 7,2, kutu bazında ise yüzde 9,2 pazar payı elde eden şirketin, 2003 yılından bu yana sektörde “lider” konumda bulunduğu kaydedildi.

Ford Otosan’a İngiliz piyangosu

Eylül 2, 2008

Ford, mortgage krizinin etkisiyle, İngiltere’deki fabrikasını kapatmaya hazırlanıyor. Bu haber Türkiye açısından önemli…

Zira kapatılacak Southampton fabrikası, Transit modelinin Kocaeli ile birlikte üretildiği iki fabrikadan biri. Fabrikanın kapatılması ile Ford Otosan’ın önünün açılacağı, üretimin Türkiye’ye kaydırılabileceği belirtiliyor

ABD’de başlayan ve tüm dünyaya yayılan mortgage krizi, otomotiv devlerini darboğaza itiyor. Fabrikalar birer bire kapanıyor, devler binlerce işçi çıkartıyor. Ancak son olarak İngiltere’den gelen bir haber, Türk otomotiv sektörünün yüzünü güldürebilecek cinsten. Dünyanın en saygın otomotiv yayınlarından Automotivenews’ta yer alan bir habere göre, Ford İngiltere Southampton’daki fabrikasını kapatmaya hazırlanıyor. Bu fabrikanın özelliği ise Transit modelini Kocaeli fabrikası ile birlikte üreten iki tesisten biri olması.

Nihai karar 15 Eylül’de

Southampton’daki fabrikanın kapatılma nedeni, mortgage krizinden en fazla etkilenen ülkelerin başında gelen İngiltere’de otomotiv pazarının daralması ve işçilik maliyetlerindeki artış. Automotivenews’te yer alan haberde tesisle ilgili olarak nihai kararın 15 Eylül’de verileceği belirtildi. Ancak İngiliz gazeteleri, üretimini 80 binli adetlerden 35 bine düşüren Southampton fabrikasının kapatılacağından emin. Hatta Daily Mirror gazetesi, Ekim ayında 125 kişinin işten çıkartılacağını yazdı.
İngiltere fabrikasının kapatılması, Ford Otosan’ın önünü açmış olacak. 15 Eylül tarihinde alınacak karar, Transit modelinin üretiminin tümüyle Türkiye’ye kaydırılmasının önünü açacak. Çünkü Avrupa’da Ford’un ticari araç modeli Transit’i Kocaeli ve Southampton fabrikalarından başkası üretmiyor. İngiltere ise Avrupa’nın en önemli ticari araç pazarlarının başında geliyor.

Honda da ‘Türkiye ön plana çıkar’ dedi
Honda Başkanı Takeo Fukui de İngiltere’deki yüksek maliyetlerden yakınarak, yeni yatırımlarda Türkiye’nin ön plana çıktığını açıklamıştı. Özellikle İngiltere’nin euroya geçmeme ısrarının kendilerine pahalıya malolduğunu belirten Fukui, “Yeni yatırımlarımız artık İngiltere’de olmayacak. Türkiye bizim ihracat için köprümüz olacak” diye konuşmuştu. Honda Motor, İngiltere’deki maliyetlere isyan ettikten kısa bir süre sonra Gebze’deki fabrikasının kapasitesini 50 bin adede çıkardı. Japon üretici, şimdi ise Türkiye’de kapasitesini 100 bin adedin üzerine çıkarmayı planlıyor.

Hangi Marka Hangi Fırsattan Doğdu?

Eylül 2, 2008

Hiçbir başarı tesadüf değildir! Fırsatları görmesini bilenler için! Şafak Altun, İyi Fikir Her Zaman Kazandırır adlı kitabında “görenleri” anlatıyor.

Kuru Kahvede İnovasyon
Türk kahvesi, çiğ çe­kirdek olarak satılıyor ve evlerdeki kahve tavalarında kav­rulduktan sonra, el değirmenlerinde çekilerek içilebiliyordu. Bu durum; Hasan Efendi’nin işlettiği baharat ve çiğ kahve satan dükkanın, oğlu Mehmet Efendi tarafından devralın­masına kadar sürdü. Ancak Mehmet Efendi, 1871 yılında, çiğ kahveyi kavurup dibeklerde öğüterek satmaya başlayınca Osmanlı ekonomisinin ilk farklılık yaratan işlerinden biri doğmuş oldu. Bu yenilik ve müşterilerine sağladığı kolaylık sayesin­de adını duyurdu ve “Kurukahveci Mehmet Efendi” adıyla anılmaya başladı.

Çanakkale’de İlk Seramik
1950’lerin 2’inci yarısına kadar seramik kaplama malzeme­lerinin tamamı ithal ediliyordu. Seramik konusuyla ilgilenmeye başlayan İbrahim Bodur, Çanakkale’de seramik üretimi başlatmaya karar vermişti. 1957’de Çanakkale Seramik Fabrikaları’nın temeli atıldı ve ertesi yıl, deneme üretimi­ne başlandı. Bodur’un el attığı seramik “bakir” bir alandı. 1935’lerde hazırlanan 5 yıllık planda kurulması amaçlan­mış olmakla birlikte, kimsenin el atmadığı bir sektördü. Bo­durların memleketi, seramiğin hammaddesinin en iyisine, ayrıca enerji için zengin linyit yataklarına sahipti. Peki, sizce Çanakkale Seramik’te işler bu kadar basit mi gerçekleşti? Topluluğun kurucusu İbrahim Bodur’un anlatımlarına göre, durum hiç de öyle olmamış: “Ben Çan’da fabrika kurmaya gittiğimde kimse inanmadı. Haklıydılar da; çünkü Çan, o za­manlar binin altında nüfusu olan ufacık bir yerdi. Suyu bile yok­tu. Hammadde vardı, enerji için temel kaynak kömür de vardı; ama elektrik yoktu. O dönemde senelerce dizel elektrik ürettik.”

Simit Sarayı Cemal Kaya
Her ekonomik kriz ya da ola­ğanüstü zamanlar, aynı zamanda yeni fikirlerin ortaya çıkışına zemin hazırlar. Geçmişi 500 yıl öncesine kadar dayanan Türk geleneksel lezzeti “simit”, sokaklardan “saray”lara, 2000’li yıllarda yaşadığımız krizler sonucu taşındı. Simit Cafe konsepti, ekonomik krizin en yoğun yaşandığı 2000’li yılların başlarında hayatımıza girdi. Özellikle kalabalık cad­delerde, sıklıkla göze çarpan simit kafelerin ilki olan Simit Dünyası, Ankara Kızılay’da açıldı. Zincirin sahibi, Cemal Kaya, bir sabah Kızılay Meydanı’nda yürürken, işe giden insanların simitçilerin önünde kuyruk oluşturduklarını gördükten sonra, bir arkadaşıyla birlikte ilk simit kafeyi Kızılay’da açtı. Ancak “Simit Cafe” konseptini geliştiren ve bu iş için bir fabrika kuran ilk zincir “Simit Sarayı” oldu. “Dünyanın en güzel simidi ve Türkiye’nin en güzel çayı” sloganıyla yola çıkan Simit Sarayı, ODTÜ mezunu Haluk Okutur ve Boğaziçi Üniversitesi mezunu Mehmet T arakçı adlı iki girişimci tarafından kuruldu. Müşteriler, büyük ilgi gösterdi ve yeni ürünler noktasında yö­neticileri yönlendirdi. Bir süre sonra peynirli, kaşarlı, sucuklu simitler geldi. Aslında şirket sahip­leri, yeni bir ürün icat etmemişlerdi. Çünkü simit her yerde yenilebilen, kolayca ulaşılabilen bir gıda türüydü. Onlar yalnızca simit felsefesinin farkına varmışlardı. “Nasıl üretildiğini bilmek, sıcak simit yemek, yanında iyi bir çay içmek, temiz ve rahat bir ortamda sohbet ederek bunları yapabiliyor olmak” felsefesi, kısa sürede gençleri Simit Sarayı’na taşıdı. Elbette, 1 YTL’ye simit ve çay ile karnını doyurmak ya da açlığını yatıştırmak, Türkiye gibi milli geliri düşük bir ülke vatandaşları için oldukça iyi bir girişim oldu.

Bankacı Kasap
Küçükarmutlu, İstanbul’da kaçak gece­konduları ve yıkımlar sırasında yaşanan meydan savaşlarıy­la zihinlerde yer etmiştir. Semtin karşı tepesinde bulunan Etiler, zengin semt sakinleri, pahalı dükkanları, lüks konut­larıyla zengin bir yaşamı temsil eder. İşte böyle bir semtin göbeğinde, 5 yıldızlı otellere, ünlü restoranlara et satan, sosyetenin uğrak yeri adı “Dükkan” olan bir kasap var. Sa­hibi ODTÜ’den işletme diplomalı, finans sektörü tecrübesi olan Emre Mermer. 1997’de banka kredisiyle 250 büyükbaş hayvan satın aldı. Önce internette araştırdı. Sonra kitaplar, ansiklopediler karıştırdı. Derken hayvan yemi ithal eden bir (Purina) şirketin yetkilileriyle tanıştı. Onlara da fikir sor­du. “Burada öğrenemezsin. Seni 15 gün İngiltere, 15 gün de Hollanda’ya gönderelim. Oradaki çiftlikleri incele. Dönüşte yem­leri bizden alırsın” dediler. Çok şaşırdı; ama hemen kabul etti ve yola çıktı. Sıra ürünü pazarlamaya gelmişti. Emre Mermer İstanbul’daki 5 yıldızlı oteller ve lüks restoranlarla görüştü. Birer, ikişer derken 1998’den bu yana İstanbul, Ankara ve Antalya’nın 5 yıldızlı otelleri ve en iyi lokantalarına süt danası satmaya başladı. Artan müşteri talepleri üzerine Emre Mermer, perakende satışa da yönelip “Dükkan’’ı açtı. Müşterilerinin üst gelir gruplarına hitap eden bir ürünü, ge­cekondu mahallesinde satmasına çok şaşırdığını söylüyor. Ama aslında haklı bir gerekçesi var: “Kira maliyetlerini et fiyatına yansıtmak istemediğim için bu bölgeyi seçtim. Küçükarmutlu’dayız dediğimde kimse inanmıyordu. Hatta dudak büküyorlardı. Artık vitrininde poposuna renkli grapan kağıdı tıkış­tırılmış kuzu, inek etlerinin sergilendiği kasapların devri kapandı. AB standartlarına uygun kasap dönemi geldi. Bu nedenle kasabın bulunduğu semt değil, standartları önemli.”

Kaşmir İçin Çin’e Gidilir Mi?
Konuya ilişkin en canlı örneklerden biri de Ayşen Zamanpur’a aittir. Onun kendi markasını ya­ratma macerası, Türkiye’nin girişimcilik tarihi açısından bir­çok dersi de içinde barındırır. Başarısının sırrı, giri­şimciliğin asıl gücünde saklıdır. Saf kaşmir ve saf ipek ile bu iki elyafın birleşimi olan kaş ipekten oluşan koleksiyonlarıyla dar bir pazarda kendisine önemli bir yer edindi. Zamanpur, kaşmirin anavatanının Çin olduğunu öğrenmişti. Kaşmire olan büyük tutkusuyla, Çin’de bir yıl boyunca araştırmalar yaptı. Kaşmiri fabrikasından alıp, Türkiye’de satabilirdi. Ama o marka yaratmanın önemine inanıyordu ve 1992’de kendi markasını yaratma kararı aldı. Çin’in İç Moğolistan Bölgesi, Zamanpur’un aradığı özellikteki kaşmir yününü verebilen ke­çilerin bulunduğu coğrafyaydı. Geçmişte bu keçileri oradan alıp, benzer doğal şartlar taşıyan yerlerde üretmeyi deneyen­ler olmuştu. Ama asla aynı verimi alamamışlardı. O da bunun üzerine ‘Keçiler bana gelmiyorsa ben de onlara giderim” diyerek Moğolistan’da dünyanın en iyi kaşmir entegre tesislerinden olan bir tesisin kaşmir fabrikasına ortak oldu. Zamanpur’un bütün bu çabaları, bir marka oluşturma tutkusuyla birleşti ve işin içine bir diğer önemli ürün ipek de katıldı. İpeğin de ana vatanı Çin’di. Kaşmir ve ipeğin birleştirmenin iyi bir fikir olduğuna karar verdi ve ortaya “Silk Cashmere” markası çıktı.

İhtiyaçlar Sıkışır Mı?
Her markanın amacı, tüketiciye bilmediği bir ürünü sunarak şaşırtmak ve talep yaratabilmektir. Boyner Holding, herkesin yaptığının tersini yaparak sıkıştırılmış bir ürün konsepti olan T-box ile tüketicileri şaşırttı. T-box projesinin temeli, 2003’de Boyner Holding bünyesinde finansmandan üretime, satıştan pazarlamaya kadar farklı alanlarda çalışan 20 kişilik bir ekibin Cem Boyner başkanlığında bir araya gelmesiyle atıldı. Bu toplantılarda ortaya çıkan sonuç, pazardan pay almak yerine “yeni bir pazar” yaratabilmek üzerine yoğunlaşmıştı. Boyner farklı bir şeyler yapmak istiyordu. T -box, herkesin bildiği temel ürünlerin sıkıştırılarak bu hayat tarzına uyar­lanması işiydi.

Başlangıçta yalnızca tekstil alanındaki ürünlerle tüketicisinin karşısına çıkan T-box, bugün tekstil dışı alanlara uzanmış du­rumda. Çakmak, frizbi, şeker gibi sayısız yeni ürün var. Geleneksel satış kanalla­rının dışında tüketicinin yaşam alanlarına da giren T-box bugün, spor salonlarında, marketlerde, plajlarda, barlarda, otobüs terminallerinde karadakilere; “T-box on board” tekne satışları ile denizdekilere; otomatlarda havaalanla­rındakilere ulaşıyor. T-box felsefesi bugün, tüketicisine temel ihtiyacını karşılayacağı bilinen tekstil ve tekstil dışı ürünleri, esprili bir dil ve para üstü ile paketleyerek pazarlamayı simgeli­yor.

Kaynak: KobiFinans Dergisi 19. Sayı

Lg nin Hedefi Telefonda İlk Üçe Girmek

Eylül 1, 2008

2008in ikinci çeyreğinde 27.7 milyon cep telefonu satan LG Electronics, ilk 5 telefon üreticisi arasında en yüksek büyüme oranını yakaladığını duyurdu.

LG satış adetlerini yüzde 14, faaliyet karını yüzde 22, satış gelirini ise yüzde 18 oranında yükseltti. İkinci çeyrek sonuçlarıyla ilgili olarak LG Mobil İletişim Şirketi Başkanı ve CEO’su Skott Ahn, “Başarımızı yukarı çeken iki ana etken bulunuyor. Bir yanda LG Secret (LG-KF750), Viewty (LG-KU990) ve Voyager (LG-VX10000) gibi müşterilerden gelen bilgiler doğrultusunda temellendirilen üst düzey telefonların artan satışları söz konusuydu. Diğer yanda ise, gelişmiş ve gelişmekte olan pazarlarda hem lüks telefonlarla hem de orta sınıf telefonlarla hızlı ve dengeli bir büyüme kaydedildi” dedi.

Lüks telefonların güçlü satışları, LG’nin karını artırmakla birlikte şirketin genel marka imajının oluşmasına da yardımcı oldu. Yüksek özelliklere ve şık tasarıma ek olarak LG telefonlarında dokunmatik teknolojiyi kullanarak, ikinci çeyrekte en çok satan 5 ürünüyle dünya çapındaki belli başlı şirketler arasında en geniş dokunmatik teknolojili ürün serisine sahip. LG’nin satışları, ikinci çeyrekte, ilk çeyrekle karşılaştırıldığında bütün pazarlarda artış gösterdi. Bunlar arasında lüks telefonların en fazla satılan ürünler olduğu Avrupa ve Kuzey Amerika gibi gelişmiş pazarların yanı sıra, aynı zamanda Hindistan, Orta ve Güney Amerika ile Afrika gibi gelişmekte olan pazarlar da yer alıyor.

LG, ABD gibi gelişmiş pazarlarda da ekonomik yavaşlamaya karşın iyi bir performans sergiledi. Strategy Analytics’e göre LG, 8.8 milyon telefon satışı ve geçen yıl aynı döneme göre yüzde 17′lik artış göstererek elde ettiği yüzde 21′lik pazar payıyla ABD’de ikinci en büyük telefon üreticisi oldu. LG aynı zamanda üst üste 3 yıl ABD’deki CDMA pazarındaki birinciliğini, söz konusu çeyrek dönemde sergilediği ve şimdiye kadarki en yüksek pazar payı olan yüzde 34.7 ile korudu.

LG Mobil İletişim Şirketi Başkanı ve CEO’su Ahn, “Hiçbir zaman mevcut durumla tatmin olmadık. Bu, bizim, daha üst dereceli rakiplerimizi geçmeyi umduğumuz anlamına gelmiyor. Temel hedefimiz, müşteri ihtiyaçlarını daha iyi anlamak ve müşterileri daha fazla memnun etmektir” dedi.

Zorlu Enerji ye 360 milyon dolar kredi

Eylül 1, 2008

Zorlu Enerji nin iştiraki Zorlu Doğal Elektrik Üretim, Ankara Doğal Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. nin satın alımının finansmanında kullanmak üzere, 360 milyon dolarlık kredi aldı.

Zorlu Enerji’nin İMKB’ye yaptığı açıklamaya göre söz konusu kredi 1 yıl 7 gün vadeli. Ankara Doğal Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş.’ye ait 7 hidroelektrik santrali ile Denizli Jeotermal Santralı’nın 30 yıl süreyle işletme hakkının verilmesi, Engil Gaz Türbinleri Santrali’nin ise satış yöntemiyle özelleştirilmesi için düzenlenen ihalede en yüksek teklifi 510 milyon dolarla Zorlu Enerji’nin yüzde 96 oranında hissedarı olduğu Zorlu Doğal Elektrik Üretim A.Ş. vermişti.

General Motors 1 milyon aracı toplatıyor

Eylül 1, 2008

Ön cam sileceklerindeki elektrikli sistemde hata görülmesi üzerine 857 bin 735 araç geri çağrıldı.

ABD’de trafik güvenliğiyle ilgili kuruluş NHTSA, sistemde meydana gelebilecek bir kısa devrenin araçlarda diğer elektrikli özellikleri de bozabileceği ve yangın riskini arttıracağı uyarısında bulundu.

Geri çağrılan araçlar arasında 2007-2008 model Chevrolet Silverado, Tahoe, Avalanche ve Suburban, Cadillac Escalade, Escalade ESV ve Escalade EXT, GMC Acadia, Sierra, Yukon, Yukon XL ve Saturn Outlook; 2006-2008 model Hummer H2, Cadillac DTS ve Buick Lucerne ile 2008 model Buick Enclave var.

NHTSA, GM’nin hatanın giderilmesi için arabalara dahili sigorta kapsamında tertibat kurmayı planladığını bildirdi.

GM’nin ayrıca 2008 model Buick Enclave ve 2007-2008 model GMC Acadia ve Saturn Outlook jipler de dahil 88 bin 809 aracı da geri çekeceği kaydedildi.

Avrupa da bu kapağın altında

Eylül 1, 2008

Bira Grubu’nun yakalamış olduğu pazar payı ise 2007 sonunda yüzde 83’ü buldu. Avrupa’da ise 3-4 asırlık firmaların arasından sıyrılarak en çok tüketilen 10 bira markası arasında yerini aldı.

Efes Pilsen tarihinin en yüksek Pazar payını yakaladıklarını açıklayan Anadolu Efes Bira Grubu Türkiye Bölge Başkanı Semih Maviş, “Efes Pilsen’in en başarılı olduğu ülke tabii ki Türkiye” diyerek başladığı sözlerini şöyle sürdürdü: “3-4 asırlık firmaları düşünecek olursanız 40 yıl bu sektörde kısa bir süre sayılabilir. Ancak faaliyette bulunduğumuz ülkeler açısından baktığınız zaman Efes Grubu, yurtdışında da gerçekten çok başarılı. Türkiye’de ise tüketimimiz, batı bölgelerinde, özellikle Trakya ve büyükşehirlerde daha fazla. Doğu bölgelerinde daha düşük. En yüksek tüketim ise Ege ve Marmara Bölgesi’nde.

Sektörün lideri
Maviş, gelecek günlerde Türkiye içinde büyük çaplı bir yatırımın sözkonusu olmadığını söyledi. Fabrikalarındaki teknolojiyi her zaman yenileme konusunda yatırımlarını sürdürmeye devam edeceklerini aktaran Maviş, özellikle Türkiye’de bu konuda çok hassas olmalarını ise şöyle açıkladı: “Her yıl yenilikler getirmeye çalışıyoruz. Sektörün lideri olarak kendimizi bundan sorumlu hissediyoruz. Türk birasının önde gelen temsilcisi olarak gerek ambalaj gerek ürün yenilikleriyle herkesi tanıştırmak istiyoruz. Dünyadaki gelişmeleri yakından takip ederek ülkemize bu yenilikleri sunmak bizim görevimiz. Önümüzdeki yıl da yeni birtakım ürünler sunacağız.”
Tekel Birası markasını alma girişimlerini değerlendiren Semih Maviş, bu durumda Cumhuriyet döneminin ilk bira markasını tekrar hayata geçirmiş olacakları nı söyledi. Maviş, “Tekel Birası tabii ki efsane bir tat, kendine özgün bir bira. Bu nedenle tadında değişiklik yapmayı düşünmüyoruz” dedi.
Ramazan düşüşü
Semih Maviş, her yıl olduğu gibi bu yıl da Ramazan ayında satış rakamlarında düşüş beklediklerini söyledi. Bu düşüşün sezonuna göre değiştiğini belirten Maviş, “Biz bu sezon satışlarımızda yaklaşık yüzde 30-40 civarında bir gerileme bekliyoruz. Yaz aylarında düşüşü daha çok hissedersiniz. Kış aylarındaki fark daha az olur” dedi.
Rusya, Kazakistan, Moldovya, Kırgızistan ve son olarak Gürcistan’da kurdukları fabrikalarla operasyonu başlattı.
klarını aktaran Maviş, bu şekilde yurtdışında fabrika sayılarının ise 11’e yükseldiğini belirtirken, kendisinin de 6 yıl görev yaptığı Rusya’nın ise en büyük pazar olduğunu anlattı.

İstikbal den İran a 15 yeni mağaza

Eylül 1, 2008

İran’daki mağaza sayısını 50’ye, yurtdışındaki mağaza sayısını ise 205’e çıkartacak olan stikbal Mobilya,Tahran, Tebriz, İsfahan, fiiraz, Kum, Urmiye, Karaj, Babol, Behshahr, Saari, Chaloos, Arak, Gazvin,Rasht, Hamadan, Mashhad, Kerman olmak üzere İran’da şu an 35 mağazası ve toplam 60 adet satış noktası bulunan İstikbal, İran’da bulunan tüm bayilerini geçen günlerde Kayseri’de ağırladı. İstikbal ve Boydak Holding üst yönetiminin ev sahipliğini üstlendiği buluşmada, İran için uygulanacak yeni mağaza stratejileri ve iş hedeşeri bayiler ile paylaşıldı.
Ortadoğu atağı
İran bayilerinin Kayseri ziyaretinde konuşan Boydak Dış Ticaret Genel Müdürü Murat Bozdağ, “Önümüzdeki dönemde İran’da açacağımız 15 yeni mağaza ile İran’daki mağaza sayımız 50’ye çıkacak. Çok kısa zamanda fiam-Harasta yanında Halep, Lazkiye, Hama, Humus ve Tartus gibi Suriye’nin farklı bölümlerinde de yeni mağazalar açacağız ve hız kesmeden Ortadoğu’daki mağaza atağımızı güçlendireceğiz” dedi.

Burda, 25 milyon dolarlık yatırımla İzmir de

Eylül 1, 2008

Marketçiliğe İzmir’de başlayan Atilla, Engin ve Nazif Ersan kardeşler, İstanbul’da 19 mağazaya ulaşan Burda Marketler Zinciri’ni İzmir’e taşıyarak, kente vefa borcu ödedi. Karabağlar’da 25 milyon dolarlık bir yatırımla gerçekleyen Burda Alışveriş Merkezi, ilk etapta 250 kişiye de istihdam sağladı.
Perakende mağazacılığında büyükler arasında yer almaya karar veren Burda, İstanbul’dan sonra İzmir’de açtığı bu mağaza ile büyümesini sürdürüyor. Burda Marketler Zinciri Yönetim Kurulu Başkanı Atilla Ersan, grubun büyüme öyküsünü şöyle anlattı: “22 yıl önce Bitlis’ten İzmir’e geldik. Yeşilyurt’ta Ersan Market’i açarak ticaret hayatına atıldık. Daha sonra Bahçelievler’de açtığımız ikinci marketle 10 yıl bu şekilde devam ettik. Daha sonra İstanbul’a giderek Killer marketler zinciri içinde 25 markete kadar ulaştık. Kiler Grubu’ndan ayrıldıktan sonra Kim Marketler zinciri içinde yer aldık ve burada da 32 markete ulaştık. Daha sonra KİM Grubu’nu kuzenlerimize bırakarak kendi markamız olan Burda’yı hayata geçirdik. 8 ay içinde 20 mağaza açtık. Şimdi Burda zincirimizi genişletiyoruz. İstanbul’dan sonra ilk mağazamızı bu işe ilk başladığımız, ilk göz ağrımız olan İzmir’de açtık.”
Marketçiliğe İzmir’de başlayan Atilla, Engin ve Nazif Ersan kardeşler, İstanbul’da 19 mağazaya ulaşan Burda Marketler Zinciri’ni İzmir’e taşıyarak, kente vefa borcu ödedi. Karabağlar’da 25 milyon dolarlık bir yatırımla gerçekleyen Burda Alışveriş Merkezi, ilk etapta 250 kişiye de istihdam sağladı.
Perakende mağazacılığında büyükler arasında yer almaya karar veren Burda, İstanbul’dan sonra İzmir’de açtığı bu mağaza ile büyümesini sürdürüyor. Burda Marketler Zinciri Yönetim Kurulu Başkanı Atilla Ersan, grubun büyüme öyküsünü şöyle anlattı: “22 yıl önce Bitlis’ten İzmir’e geldik. Yeşilyurt’ta Ersan Market’i açarak ticaret hayatına atıldık. Daha sonra Bahçelievler’de açtığımız ikinci marketle 10 yıl bu şekilde devam ettik. Daha sonra İstanbul’a giderek Killer marketler zinciri içinde 25 markete kadar ulaştık. Kiler Grubu’ndan ayrıldıktan sonra Kim Marketler zinciri içinde yer aldık ve burada da 32 markete ulaştık. Daha sonra KİM Grubu’nu kuzenlerimize bırakarak kendi markamız olan Burda’yı hayata geçirdik. 8 ay içinde 20 mağaza açtık. Şimdi Burda zincirimizi genişletiyoruz. İstanbul’dan sonra ilk mağazamızı bu işe ilk başladığımız, ilk göz ağrımız olan İzmir’de açtık.”

Sonraki Sayfa »