AMY&PINK

AND THEIR DANCING AND THEIR LAUGHING.

 
RSS Feed

Have we lost freedom?

Yıllar önce, küçük bir kasap dükkanında işe başlayan ve kardeşleriyle birlikte hareket eden Abuzer Göktaş, Şalvarlı Et ile geçen yıl 98 milyon YTL ciro yaparak, Müslüman pazarına girmek isteyen İtalyan firmasının dikkatini çekti.

BABASININ giydiği şalvarı marka yaparak kurduğu Şalvarlı Et’le geçen yıl 98 milyon YTL ciroya ulaşan Abuzer Göktaş, müslüman ülke pazarlarına girmek için Türk şirket arayan İtalyanlarla anlaşmada sona yaklaştıklarını söyledi.

İtalyanlarla görüşmelerinin ortaklık temelinde başladığını fakat son olarak şirketi tamamen devretmek istediğini söyleyen Göktaş, “Ucuz et sattığımız için piyasada hakkımızda söylenmeyen iddia kalmadı. Asılsız dedikodularla uğraşmaktan yoruldum. Satıp kurtulacağım. Üretim tesis ve 12 şube için 40 milyon dolar talep ettik” dedi.

Piyasaya girerken “uygun fiyat” iddiasıyla yola çıktıklarını da anlatan Göktaş, Bir gazete de yer alan röportajında, Şalvarlı Et ürünlerinin piyasanın yüzde 30-40 daha uygun fiyatla satılıyor olmasının sektörde kabullenilemediğini söyledi. Bu nedenle haklarında çok değişik iddialar ortaya atıldığını, sürekli şikayet edildiklerini belirten Göktaş, “Piyasada 18-21 milyon YTL’ye satılan kırmızı eti biz 14 YTL’ye satabiliyoruz. Çünkü besi çiftliğimiz var. Yemi kendimiz üretiyoruz, nakliye kendimize ait. Maliyette ciddi avantaj sağlıyoruz. Bu da sektörde sıkıntı yaratıyor” dedi.

“Bizi suçladılar”
Bugüne dek haklarında çıkmayan dedikodu kalmadığını anlatan Abuzer Göktaş, “Domuz eti sattığımız da söylendi iflas ettiğimiz de. Türkiye’de şırınga ile ilaç enjekte edilerek et satıldığını ilk ben açıkladım. Etlerimizin şırıngalı olduğu konusunda bile ardarda şikayetler aldık. En son PKK’lı olduğumuz bile söylendi” diye konuştu.

Bu nedenle çok yorulduğunu anlatan Göktaş, bir süredir gelen teklifleri incelemeye aldıklarını ve İtalyanların son tekliflerini değerlendirdiklerini anlatan Göktaş, “Satıştan sonra bu pazarı tanımaları için en azından iki yıl CEO düzeyinde de olsa kendileriyle çalışmamı istiyorlar. Bütün şıkları değerlendireceğiz. Yıl sonuna kadar bu konuyu netleştirmek istiyoruz” dedi.

“Şalvarlı et ve Müslüman pazarı”
Şalvarlı Et projesi ile İtalyanların asıl olarak, Suudi Arabistan ve Dubai gibi zengin müslüman pazarlara ulaşmak istediğini belirten Göktaş, “Bu pazarları çok önemsiyorlar. Avrupa’da kırmızı et fiyatları düşük olduğu için ciddi bir potansiyel yakalayacaklarını düşünüyorlar. Helal Sertifika ile satış yapsa bile bir Avrupa ülkesinin müslüman pazara girmesi zor. Onların hedefi de buralara Türkiye üzerinden ulaşmak” dedi.

Avrupa’dan Türkiye’ye kırmızı et ithalatı yasak olduğu için firmanın Türkiye pazarında üretime dayalı yatırımlarla büyümek istediğini anlatan Göktaş, “Bana gerekli yatırımlar yapıldığı takdirde Türkiye’de ne kadar ciro yaparız diye sordular. 5 yıla kadar 1 milyar dolar cevabını verdim. İnanamadılar. Geçen yıl 7 şube ile 98 milyon YTL ciro yaptık. 100 şubeye ulaştığımızda 1 milyar dolarlık ciro pekala mümkün” diye konuştu. Göktaş, bu yılı 150 milyon YTL ile kapatmayı hedeflediklerini söyledi. Bu yıl Ankara’da 4 şube açmak istemelerine karşın Ak Parti’nin kapatılma davası, türban krizi ve piyasalardaki istikrarsızlık gibi nedenlerden dolayı yatırımlara ara verdiklerini söyleyen Göktaş, “Bütün bu olumsuzluklar olmasa ciro ve şube sayısı olarak daha ileride olabilirdik. Türkiye’de özellikle kırmızı et sektörü bakir bir alan. Yeni yatırımlarla 10 milyar dolarlık et pazarının yüzde 10′unu almak zor değil” diye konuştu.

“Yeni projelerim var”
Şalvarlı Et’i sattıktan sonra pazardan tamamen çekilmeyeceğini bir süre dinlendikten sonra geri döneceğini anlatan Abuzer Göktaş, “Şimdiden tasarladığım iki proje var. Bunlardan biri üzerinde çalışmaya başladım bile. Diğeri plan aşamasında” dedi. Göktaş’ın üzerinde çalıştığı proje, kırmızı etin kimlik numarası ile satılmasını öngörüyor. Edirne’de kardeşi Mustafa Göktaş’a ait 2 bin 500 başlık bir çiftlik bulunduğunu anlatan Göktaş konuya ilişkin şunları söyledi: “Bu çiftlikte organik üretime alt yapı sağlayacak yeni bir model üzerinde çalışacağız. Besi çiftliğindeki erkek düveleri et besiciliği için değerlendireceğiz. Bu etler kimlik numarası ile satılacak. Tüketici ambalajdaki numaradan, kesilen hayvanın annesi-babası, yemi veterineri ve kan testlerine kadar herşeyini öğrenecek.” Göktaş bu ürünleri İstanbul’da Etiler, Bağdat Caddesi gibi üst gelir grubuna satmak istediklerini ve ürünleri Gökşal markası ile pazarlamayı planladıklarını söyledi.

Vestel, Kuzey Avrupa ülkeleri ve Rusya’da bilinirliği yüksek Vestfrost markasını satın aldığını açıkladı. Vestel’in bu operasyonla soğutucular alanında aktif olan Vestfrost markasını, diğer beyaz eşya ürünlerine ve Avrupa pazarının tümüne yayarak bu markayı dünyanın en önemli beyaz eşya markaları arasına sokmayı hedeflediği belirtildi.

2006 yılında ev tipi beyaz eşya alanında Vestel ile stratejik ortaklığa başlayan Vesfrost’un, satın almanın ardından operasyonlarına sadece ticari soğutucular alanında devam edeceği bildirildi.(ANKA)

Türk Patent Enstitüsü (TPE ) “ISPARTA GÜLÜ”nü tescilledi. TPE,Isparta Gülü’nü “pembe yağ gülü, yağ gülü, sakız gülü ve şam gülü” adlarıyla bilinen 1,5-3 metre arasında boylanan pembe renkli ,yarım katmerli ve kuvvetli kokulu çiçekler açan , çok yıllık , dikenli ve kışa dayanıklılığı yüksek bir bitki olarak tanımladı.

TPE,daha önce İnegöl Köftesi,Ege İnciri ,İsabey Çekirdeksiz Üzümü ve Maraş Dondurması’nı tescil etmişti.

Tüketici gözünde markanızın ifade ettiği değerle alakalı bir durum. Günümüzde bir çok durumda “marka olmak” sözcüğü ile ifade edilmeye çalışılan şey de, o markanın, tüketici gözünde itibarlı bir yere ulaşması olarak tanımlanabilir. Peki nedir tüketici gözünde markayı marka yapan şey? Yaptığınız reklam ve tüm tanıtım çalışmaları mı bunda etkendir, yoksa ürettiğiniz ürünün mükemmel kalite seviyesi mi? Bunu anlayabilmek için, markanın ne gibi bir ihtiyaç ile kullanılmaya başlandığına bakmakta fayda var.

Günümüzde iz bırakan kişi ve şirketler haline gelebilmenin ana şartı, güçlü bir marka oluşturmak olarak şekillenmiş durumda. Herkes marka olmak ister. Marka olmak ne ister? Para mı? Kalite yönetimi mi?

Marka oluşturmada, ilk adım çok önemlidir. Bu adım markanıza iyi bir isim bulmak olacaktır. Ev sahibinin kolay anımsayabileceği bir isim, seveceği bir isim… Benzerlerinizden farklı bir isim…

Logonuz ya da ambleminiz nasıl olursa olsun mutlaka marka isminiz okunaklı olmalıdır. Sadece amblemle iletişim kurma hatasına düşmeyin, tüketicilerin Nike amblemini saniyenin onda birinde algılamalarının sebebi Nike’ın 20 yıl boyunca başarıyla uyguladığı marka iletişimidir.

Batıda markanın fonetik yapısı kadar “müzikalitesi” de önemlidir. Markayı seslendirdiğinizde uyumlu notalar ve tatlı ritmik titreşimlerin oluşması beklenir. Psikoloji açısından bu özellikler markanın insanın alt bilincine filtre olmasını sağlar. Marka saptanırken biraz tecrübe biraz da estetik duyarlılık işe karışır. “U,ö,ç,t,ğ,ü,g,y,z” gibi harfler genellikle marka fonetiğini ve müzikalitesini bozar. Sonu sesli harflerle biten markalar şanslıdır. Özellikle “a,o gibi açık tonaliteli sesliler” bir marka için ideal ses kompozisyonları oluşturur. Örneğin “Arko” yukarıdaki kıstaslara birebir uyan harika bir marka adıdır. Hem akılda kolayca yer eder, hem de Türk ağzına yakışan kendine özgü tok bir titreşimi vardır. Dahası başka dillerde güzel çağrışımlara neden olan bir yapıya sahiptir. Arko’da sürpriz yaratan bir anlam karışması ya da dolaylı ima yoktur.

Marka olmanın / Markalaşmanın pahalı olduğunu söylerler oysa sadece pahalı reklam üstüne oturmaz” Apple reklama para harcamadan i-phone’u marka yaptı. İnsanların, markette 5-25 kuruş olan bir kahveyi almak için, Starbucks’ta kuyrukta bekleyerek neden 5 YTL. ödediğini şöyle açıklayabiliriz:

Akıllı bir perakendeci kendini bir tiyatro işletiyor gibi görür. Öyle bir tecrübe yaşatırsınız ki insanlar size daha çok para öder. Starbsucks yolunu bulmuş. Öyle bir şey vadediyor ki bir fincan kahveye daha çok ödüyorsunuz. Oturuyorsunuz, bilgisayarınızı açıp kablosuz internet kullanıyorsunuz. Arkadaşlarınızla buluşuyorsunuz. Bir ürünü daha yüksek fiyata almanız için görünenin üstünde bir şey sunulur. Marka da budur. Marka bir vaattir. Marka bir şeyi temsil etiği zaman güç kazanır. Markayla işleyen şirketler vardır. Örneğin Coca-Cola.

Markanın sadece isim olmadığı yönetilmesi gerektiği günümüzde anlaşılmıştır. Avrupa’nın en temiz denizleri ve en yeni tesisleri ülkemizde ama turizmde hala son dakika ülkesiyiz. İspanya ve Fransa’ya kat kat fazla turist gidiyor. Tekstil öncü sektörümüz ancak hazır giyimde hala fasoncuyuz. Markalarımız ya yabancı rakipleri karşısında geriliyor ya da rakipleri tarafından satın alınıyor. Başarı öykülerimiz var ancak çok kısıtlı.

Temel hata ülkemizde marka olmanın tek koşulunun reklam yapmak ve bunun içinde maddi güç gerektiği inancı. Reklam çok önemli ancak bir araç ama temelde çok daha farklı unsurlar vardır. Marka konumlandırma, marka kişiliği ve markanın ruhu. Markanın başarılı olması için rakiplerinden ayrışması, ve tüketicide net bir şekilde konumlandırılması gerekiyor. Her markanın vaadleri vardır. Bu vaadlerin sunuş şekli teknik bir konu olup uzmanlık ister. Duygular, duygusal yararlar, hedef kitle seçimi, fiyat stratejisi, marka kişiliği gibi unsurların da etkisi vardır.

Markanın temel özelliklerini sürekli değiştirirseniz, kalıcı bir başarı sağlanamaz. Başarı sağlanırsa esas önemli olan markada uzun vadeli istikrarı sağlamaktır. Reklam önemli bir unsur olmasına rağmen markanın temel özelliklerine çalışma yapmadan reklama başlanması markaya zarar verebilir.

Reklam bütçesi olmayan kuruluşlar temel çalışmaları yaparak markalaşma sürecini zamana yayabilirler. Önce ambalaj üzerinde doğru mesaj vermekle başlanır. Kurumda marka bilinci oturtulmalı. Sonra doğru bir dağıtım stratejisi ve satış noktası aktiviteleri. Seçilmiş hedef kitleye dar kapsamlı tanıtım çalışmaları. Büyük bütçeler hemen devreye girmez. Marka doğru yönetilirse  TV reklamı yapacak seviyeye çok hızlı ulaşabilir. Burdaki en büyük risk orijinal fikirlerin taklit edilmesidir ki bu içinde marka koruma ve izleme önem arz eder.

Markalaşma ve imaj oluşturma çok önemlidir. Fiyat politikasının marka imajına uygun olması gerekir. Aşırı düşük fiyat politikası ürünün imajını zedeleyebilir, düşük gelir grubuna hitap eden kardeş marka oluşturulabilir.

Günümüz dünyasında tesadüfen marka oluşturmak çok zor. Ne pazarlar boş, ne de rakipler. Bunun için disiplinli bir çalışma ve doğru marka yönetimi gerekmektedir. Markanın fiziksel yanını oluşturmada birçok yeni araç ortaya çıkmıştır. Yeni pazarlama yöntemleri ve bunu destekleyen bilgi teknolojileri markaların ortaya çıkışında yeni imkanlar sunmuştur. Duygusal markanın bilgi teknolojileriyle desteklenmesi hem zor hemde profesyonel hizmet sunucuları tarafından ele alınması gereken konudur.

Markanın akılda kalıcığı,  rekabet üstünlüğü oluşturmayı sağlar. Müşterinin tanıdığı marka, aklında yer etmiş olandır. Akılda yer eden marka ile edinilecek faydanın yanında duygusal bir bağ da kurmuştur. Ancak faydanın devamlılığı, markanın seçimi ve tescili kadar onun etkin biçimde yönetilmesiyle de ilgilidir.

Yerinde Marka Yönetimi; tüketicinin aklında oluşan imaj ile kısa vadeli satış, karlılık gibi beklentilerle birlikte, uzun vadeli müşteri bağımlılığı ve güvenirlik gibi beklentileri de sağlar. Pazarlama faaliyetlerinde farklı kanallar için farklı stratejiler geliştirilmesi yerine sadece markaya odaklanılarak etkinlik arttırılır. Markaya odaklanmak diğer yandan ürün devamlılığı için önemli olan tutarlılığın da sağlanmasında etkilidir.Tutarlılık marka için can alıcı husulardandır. Marka, tüketici ile ilişkisi ölçüsünde var olduğu için müşteri odaklılığı ön planda tutar. Müşteri odaklılığa yönelen marka yönetimi sürekli müşteri beklentilerine göre ürünleri ve hizmetleri şekillendirir veya ürünler ortaya çıkarır.

Marka yönetiminde ilk faaliyet markanın tüketici zihninde konumlanmasıdır. Konumlandırılan bir marka müşterileri ile kavuşması için yayılma stratejilerini belirlemelidir. Yayılma için ise marka iletişim kanallarının tespiti ve doğru tercihi gerekmektedir. Marka ömrünü etkileyen iletişim doğru inşa edilerek, markaya yapılan yatırım ve getirilere etkisi bakımından devamlı incelenmelidir.

Birçok işletme daha marka vizyonunu ortaya koymadan iletişime geçmektedir. Oysa ki vizyonu ve vizyondan kaynaklanan marka imajı ve müşteri tipi belirlenmemiş bir marka müşterisini etkileyecek faydada bulunamaz. Pazar araştırmaları yöneticilerimiz tarafından gereksiz maliyetler olarak algılanırken yabancı rakipleri bunu defalarca gerçekleştirmektedirler. Doğru oluşturulmuş bir markadan sonra iletişimden bahsedilebilir.Marka yönetiminin sadece iletişimden oluştuğu gibi yanlış bir kanı yanında bunun sadece var olan veya bilinen kanallarla yapılması gerektiğine inanmakta büyük yanlışlıktır.