AMY&PINK

AND THEIR DANCING AND THEIR LAUGHING.

 
RSS Feed
100mg viagraviagra affiliateviagra informationviagra infoviagra purchasecheapest viagraviagra softviagra levitracheap viagraget viagracialis viagraviagra research50mg viagraviagra salesviagra cheapviagra overnightfree viagraviagra alternativeprice viagraviagra forumimpotence viagraviagra costflomax viagralevitra viagraviagra cheapestviagra refillviagra prescriptionsorder viagrapfizer viagraviagra naturalviagra onlineviagra pharmacyordering viagrabrand viagrawoman viagrasubstitute viagrabuying viagra

Have we lost freedom?

Yurtdışında korunmak istenen patentlerin bireysel ülke başvuruları da mümkün olup, arzu edilen ülkelerdeki partner patent bürolarımız aracılığıyla resmi patent ofislerine başvurular ve bunların takibi yapılmaktadır. Her ülkenin patent mevzuatında, uygulamalarında ve ücretlerinde farklılıklar olmaktadır.

Bu tip başvuruların başarılı takibi, uluslararası tesciller konusunda deneyim ve özel uzmanlık gerektirmektedir.

Tel: 0212 211 78 88

gsm: 0532 559 94 11

Körfez işbirliği anlaşması ( Gulf – Co-Operation Council) ile tek bir başvuru ile 20 yıl süre geçerli toplu patent başvurusu yapmak mümkün olmaktadır.

Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Umman, Suudi Arabistan gibi ülkelerin üye olduğu Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) adındaki kuruluş bu ülkelerdeki patent verme işlemlerini gerçekleştirmektedir.

ARIPA Patent Anlaşması yoluyla üye ülkeler olan; Botsvana, Gambiya, Gana, Kenya, Tanzanya, Somali, Lesoto, Malavi, Mozambik, Nabibiya, Uganda, Sierra Leone, Sudan, Svaziland, Zambiya, Zimbabve için tek başvuru ile patent alınabilmekte birliktey, PCT bölgesel safha geçişi yoluyla da patent alınabilmektedir.

OAPI UNION Patent Anlaşması yoluyla üye ülkeler olan; Benin Cumhuriyeti, Burkina Fasso, Çad, Fildişi Sahilleri, Gabon, Gine Bissau, Gine, Ekvator Gibesi, Moritanya, Mali, Nijer Senegal, Togo, Kongo, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti için tek başvuruyla patent alınabilmekle birlikte, PCT Bölgesel safha geçişi yoluyla da patent işlemleri yapılabilmektedir.

Dünyanın önemli birçok ülkesinde sadece bir başvuru ya da inceleme ile Avrasya Patenti’ne üye olan ülkelerde patent alınabilmektedir. Avrasya Patenti Anlaşması’nda tescillerin ülkesel olması durumunun teyidiyle birlikte; birden fazla ülkedeki müstakil tescillerin sürecinin kolaylaştırılması ve basitleştirilmesi sağlanmıştır. Avrasya Patenti çok kısa bir sürede tescil imkânı vermekle birlikte maliyet açısından da büyük kolaylıklar sağlar. Tek bir para biriminin kullanılması ve tek bir patent ofisinin mevzuatına göre yürütülen işlemler sayesinde tescil daha kolay ve daha çabuk yapılır. Avrasya Patenti’nde yenilik ve tekniğin bilinen durumunun aşılması ve sanayiye uygulanabilirlik kriterleri aranmaktadır.

Avrasya Patenti’ne üye olan ülkeler: Azerbaycan, Ermenistan, Moldova, Beyaz Rusya, Kazakistan, Rusya Federasyonu, Tacikistan, Ukrayna, Gürcistan, Kırgızistan ve Türkmenistan’dır.

Bir patent ancak verildiği ülkede hak doğurmaktadır. Avrupa’da tek bir patent verilme sisteminin oluşturulması amacıyla, Avrupa Patentleri’nin Verilmesi Hakkında Sözleşme kabul edilmiştir. Bu sayede patent verilmesi hususunda da tek merkezden işlerin yürütülmesi prensibi uygulamaya konmuştur. Türkiye bu anlaşmaya taraf olduğu için Türk Vatandaşları da bu sistemden yararlanabilmektedir.

Avrupa patentinin süresi, başvuru tarihinden itibaren yirmi yıldır. Avrupa Patenti süreci, başvuru sahibinin başvuruda seçtiği dile bağlı olarak üç resmi dilden ( İngilizce, Fransızca, Almanca) birisi ile yürütülür. Avrupa patentleri, sanayide uygulanabilen, yeni olan ve buluş basamağına sahip her buluşa verilir. Bu süreç maksimum 3,5 yıl, minimum 2 yıldır. Bu farklılık araştırma ve ayrıntılı inceleme raporları ile ilgili taleplerin ne kadar erken yapıldığı ile bağlantılı olarak ortaya çıkmaktadır.

Patent İşbirliği Anlaşmasına (PCT) göre, bir uluslararası patent başvurusu yapılmasıyla, PCT üyesi 137 ülkenin tümünü belirleyerek, her birinde  aynı anda koruma talep edilebilmektedir. Dünyanın yaklaşık olarak tüm devletleri bu anlaşmanın üyesidir. Ayrıca bir önceki ulusal veya bölgesel patent başvurusundan itibaren 30 ay içinde yapılan bir patent başvurusunun tarihi, daha sonra başvurusu yapılacak diğer ülkelerde de, koruma başlangıç tarihi olmaktadır.

PCT Başvurusu sonrası düzenlenen uluslararası araştırmanın sonuçları yaklaşık 12 ay sonra alınabilmektedir. Uluslararası araştırma raporu başvurunun istemleriyle ilgili tekniğin bilinen durumuna ait dokümanların listesini içerir. Yenilik ve buluş basamağı soruları ile ilgili olarak, muhtemel ilgili patentlerin kanıtlarını verir. Bu ise, patent elde etme şansının değerlendirilmesini sağlar. Raporun olumlu olması, koruma istediğimiz ülkelerde başvuruyu devam ettirmeye yardımcı olacaktır. Rapor olumsuz ise (örneğin, buluşun yenilik veya buluş basamağını sorgulayan önceki tekniğe ait dokümanları içeriyorsa) uluslararası başvurudaki istemleri kısmen değiştirmek (buluşunuzu önceki teknikten daha iyi ayırmak için) mümkündür.

Uluslararası araştırma raporu verilen bir patentin itiraz edilebilir olma ihtimalinin azalmasını sağlar ve böylece buluşa yatırım kararı verebilmesi için değerli bir veri sağlamış olur.

Uluslararası başvuru, daha önceden geri çekilmemişse, Uluslararası büro tarafından ilk başvuru tarihinden itibaren, 18 ay sonra uluslararası araştırma raporu ile birlikte yayımlanır ve 137 ülkenin Resmi Patent Ofisine bildirilir. Uluslararası yayın üzerine, üçüncü kişiler başvuru dokümanlarını talep edebilirler, böyle bir talep, ilgili dokümana bağlı olarak uluslararası büro veya ulusal veya bölgesel ofislere yapılabilir.

Başvuru devam ettirilecekse, ulusal safhaya girmek için çeşitli ulusal gerekliliklerin yerine getirilmesi gerekir. Bu gereklilikler ulusal ücretleri ödemeyi ve bazı durumlarda başvurunun yapıldığı ve/veya değiştirildiği şekliyle tercümesinin sunulmasını içermektedir. Bu işlemler, belirlenen ülkelerin çoğunda, ilk başvuru tarihinden itibaren, 30. ayın bitiminden önce yapılmalıdır. Ancak bazı ülkeler 20. ayı veya 24. ayı baz alarak ulusal safhaya geçişi sınırlandırmaktadır. Bu sürelerin geçmesi halinde ilgili ülkelerde patent alınamayacağından başvuru sahiplerinin bu süreler dolmadan koruma istediği ülkelerde ulusal safhaya geçiş yapmaları gereklidir.

Neden Yurtdışı Patent Tescili yapılmalıdır?

Patentler alındıkları ülkeler için hak sahipliği oluşturur. Türkiye’de alınmış bir patent, sadece Türkiye içinde sahibine hak tanımaktadır. Bu sebeple ticaret yapılması hedeflenen ülkeler için de başvurular yapılarak koruma talep edilmelidir. Bir patent başvurusunun yurtdışı ülkelere de açılması için süre ilk başvuru tarihinden itibaren 12 ay ile sınırlandırıldığı için bu sürenin aşılması halinde yurtdışı tesciller yapılamamaktadır. 12 ayla sınırlı olan bu öncelik hakkına Rüçhan Hakkı denir.

Marka olmak için ne yapmalı? Global bir marka olmak çok mu zor? Bölgesel bir marka olmak daha mı avantajlı? Günümüz Pazarlama çağında işletmeler bu sorulara daha fazla zaman ayırmaya başladı. Yerel ve global pazarlarda rekabet artmakta ve pazarlar gittikçe tek tipleşmektedir. Bu durumda “farklılaşmak” ve avantaj sağlamak için marka gündeme gelmektedir. Markalaşma yoğunlaşan rekabet ortamında bir ihtiyaç olarak doğmuştur. Giderek mal üretiminin bütününe bakıldığında çok önemli olmadığı, asıl önemli konunun ürünün imajı olduğu anlaşıldı. Aynı kalite ve standartlara sahip bir ürünün diğer ürünlerden daha fazla bir fiyata satılması markayı artan bir değer haline getiriyordu.

Eskiden üreticiler “ne üretirsek satarız” düşüncesindeydiler. Üretici az olduğu için arz talebi karşılamaya anca yetiyordu. Zamanla ürünlerini satmakta zorlanan işletmeler satışları arttırmak için “pazarlamaya” önem vermeye başladılar. Daha sonra tüketici ihtiyaçlarını dikkate alan, ve tüketicilere kalite, standart, fiyat gibi unsurlarda tutarlı davranılan, bunların yanı sıra duygulara hitap edilen bir döneme girildi. Bu döneme “marka” dönemi de diyebiliriz. Firmalar imaj oluşturarak, katma değer yaratıp daha fazla kar sağlanacağını gördü. Günümüz pazarlarında artık markanın sözü geçmektedir.

Global bir marka olmak uzun ve pahalı bir süreçtir. Bunun için yerelden/ülkeden ülkelere doğru bir eksen üzerinden yola koyulmak gereklidir. Kendi pazarında gücünü pekiştirmemiş bir marka dış pazarlarda çeşitli sıkıntılarla karşılaşabilir. Yerel ölçekte marka gücünü kanıtladıktan sonra stratejik bir açılımla global adımlara yönelmelidir. Markanın ait olduğu kültürel özellikler, aynı zamanda o markayı dünyaya taşıyacak bir imkandır. Bunun için yerel pazarda tutunmuş ve kendini geliştirip global bir vizyona sahip olmuş markalar, dünya markası olma yolunda emin adımlarla yürürler.

Global marka vizyonu pek çok ürüne farklılaştırma avantajı sağlamaktadır. Henüz bir marka, global olmamışsa bile vizyonunu bu şekilde belirlediğiniz zaman yerel ölçekte Pazar pozisyonunu ve rekabet avantajını yükseltme imkanının yakalanması olasıdır. “Global düşün, yerel hareket et” deyimi bile bir vizyonu ifade etmektedir. Global markalar yeni pazarlara açılacağı zaman yerel tüm unsurları dikkate almaktadır. O bölgenin kültürü, demografik ve sosyo-ekonomik yapısına göre yerel bir strateji izlemektedirler. Zaten global bir oyuncu olmanın gereği de, bölgesinde güçlü, dışarıda esnek ve uyarlanabilir olmaktır.

Global bir marka olma sürecinde ürünle birlikte ait olunan kültür ve ülke imajı da markanın peşinden gelmektedir. Markalar ülkelerin ekonomik gücünün de simgesidir. İstediğiniz kadar çok değerli marka özelliklerine sahip olun, ait olduğunuz ülke olumsuz algılamalara sahipse global bir oyuncu olmanız pek mümkün olmaz. Bu nedenle markanın doğduğu ülke, o markanın geleceği için en önemli unsurlardan biri olmaktadır.

Engin ATEŞ (Yurt Dışı Marka Uzmanı)

1980’li yıllardan itibaren ülkemizde uygulanmaya başlanan dışa açık liberal ekonomi politikaları ile ulusal işletmelerimiz, uluslararası pazarlarda tutunabilmek ve bu pazarlardan pay alabilmek için global çaptaki rekabet koşullarına uygun yeni pazarlama konumlandırmaları yapmak zorunda kalmışlardır. Firmaların dünya pazarlarındaki yerlerini sağlamlaştırabilmek için sadece yurt içindeki rakipleriyle değil, yurt dışındaki rakipleriyle de rekabet etmeleri gerekmektedir.

İhracata yönelik Türk Sanayisi’nin temelini, önemli dünya markaları için üretilen fason mallar ile yine tanınmış markalara ait ürünler için “üretim üssü” görevi yapmak oluşturmaktadır. Fason üretimin en büyük riski her zaman için “daha kaliteli ve düşük maliyetlerle üretim yapabilecek başka bir ülkenin” bulunabilmesidir. Türkiye artık fason üretim yapmaktan çok kendi markalarıyla dünyaya açılabilecek kapasiteye ulaşmış durumdadır. Bu aşamada firmalarımızın “küresel pazarlama” stratejilerine yönelmesi zorunludur. 2005 yılı DTM verilerine göre 73 milyon doları aşkın ihracatı olan Türkiye’nin, ürünlerini dünya markası yapabilmesi için gerekli adımları artık hızla atması gerekmektedir. Bu noktada ulusal işletmelerimizin öncelikle iç pazarda ve ardından da uluslararası pazarlarda “kalite ve saygınlık” imajlarını oluşturmaları gerekmektedir. Firmalarımızın yurtdışındaki konumlarını güçlendirebilmeleri ve global çapta başarılı olabilmeleri için tek çareleri “dünya markaları” yaratmalarıdır. Günümüzde uluslararası çapta benzer faydayı sağlayan ürün sayısının oldukça fazla olduğu göz önüne alınırsa, bu ortamda “markaların yarışması” ve “marka ile farklılaşma” çok önemli konular haline gelmiştir. Tüketicilerin ilgisini toplamak için “farklılaştırma” ve “konumlandırma” kavramlarının ön plana çıkması, “marka yaratmanın” önemini daha fazla artırmaktadır. Dünya ticaretinden pay alabilmek ve küresel rekabette başarılı olunabilmesi için sadece “marka yaratmak” yeterli olmayıp, söz konusu markanın “uluslararası korunmasını” da sağlamak gerekmektedir.

Markanızı taşıyan ürünlerin yurt dışına ihraç edileceği ve kullanılacağı ülkelerde tescilli olması ileride ortaya çıkabilecek hak ihlallerine ve hak kayıplarına karşı gerek firmanızı gerekse de yaratmış olduğunuz markanızı koruyabilmenin tek koşuludur. Markaların uluslararası korunması “ülkesellik ilkesi” gereğince, sadece tescil edilmiş olduğu ülke veya ülkelerde sağlanabilmektedir. Uluslararası marka tescili işlemleri son derece karışık ve ülkeden ülkeye farklılıklar içeren prosedürlerden ve süreçlerden oluşmaktadır. Söz konusu uzun süreç, ilgili ülke veya ülkelere başvuru aşaması ile başlamakta olup, tescil ve tescil yenilemesi ile markanın ömrü boyunca devam edecek uzun bir yolculuğu içermektedir. Uluslararası marka tescil yolculuğunun başlangıcında, karşınızda birkaç seçenek bulunmaktadır. Uluslararası marka korunması tek tek ülke bazında başvurular ile yapılabileceği gibi birden çok ülkenin taraf olduğu anlaşmalar dâhilindeki birçok ülke için de yapılabilmektedir. “Toplu tescil sistemleri” olarak da adlandırabileceğimiz bu uygulamalar, gerek maliyet gerekse de süreçler bakımından, ülke bazındaki tescil müracaatlarına göre daha fazla tercih edilmektedir. Markaların uluslararası toplu tescil sistemlerine kısaca değinecek olursak, güncel olan iki temel sistem; Markaların Uluslararası Tescili ile ilgili Madrid Anlaşmasına ilişkin Madrid Protokolü kapsamında “WIPO-Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı”na yapılan başvurular ile “Avrupa Topluluk Harmonizasyon Ofisi” (OHIM) kapsamında yapılan AB Topluluk Markası başvurularıdır. Madrid Protokolü kapsamındaki başvurular Türkiye’de 01.01.1999 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir. Söz konusu protokol kapsamındaki 66 ülkede (ABD ve Avrupa ülkeleri de dâhil olmak üzere) tescil başvurusu yapabilmek için ön koşul olarak, markanızın Türkiye’de veya anlaşmaya taraf olan ülkelerden herhangi birinde “menşei ülke” olarak en azından “tescil müracaatının” yapılmış olması gerekmektedir. OHIM kapsamındaki başvurular ise sadece 25 AB üye ülkesi için geçerli olmaktadır. Uygulamada gerek maliyet, gerekse de süreçler açısından her iki sisteminde avantaj ve dezavantajları bulunmaktadır. Karşılaştırma yapmak gerekirse, Madrid protokolü’ne göre WIPO nezdinde yapılan başvurular, WIPO’nun tescil kararının ardından, olası itiraz veya ret kararlarının alınabilmesi için tescil talep edilen ülkelere bildirilmekte ve 18 aylık yayın süreci başlamaktadır. İlgili ülkeler de bu süre içerisinde ret veya kabule ilişkin kararlarını WIPO’ya bildirmektedir. WIPO’da söz konusu kararları marka sahibine veya yasal vekiline bildirmekte, talep edilmesi durumunda olumsuz kararlara vekil aracılığıyla itiraz edilebilmektedir. WIPO nezdinde yapılan başvurularda, her ülkenin tescille ilgili vereceği nihai karar sadece o ülke için bağlayıcı niteliktedir. OHIM kapsamında yapılan Avrupa Topluluk markası başvurularında ise herhangi bir menşei ülke için tescil müracaatı yapılmış olması ön koşulu aranmamaktadır. Buna rağmen, tescilin yayını aşamasında herhangi bir Avrupa ülkesinden gelebilecek olumsuz bir karar, AB üyesi diğer tüm ülkeler için bağlayıcı nitelikte olmaktadır. Karara karşı marka sahibinin vekili aracılığıyla itiraz etmesi ve olası itirazla ilgili nihai kararın alınmasına kadar müracaat askıya alınmakta, süreç ve maliyetler gittikçe artmaktadır. Tüm bu bilgiler göz önüne alındığında, Madrid Protokolü kapsamında yapılacak müracaatların, maliyet ve süreç açısından, uluslararası marka tescili için biraz daha avantajlı olduğu söylenebilir.

Uluslararası marka tescili sürecine ilişkin yukarıda özet olarak bahsedilen temel bilgi ve sistemlerden de anlaşılacağı üzere, işlemler oldukça detaylı olan uzun bir süreçte gerçekleşmektedir. Söz konusu süreçteki prosedürleri iyi bilmek ve marka tescilini optimum koşullarda sağlamak için, uluslararası marka müracaatı gerçekleştirecek kişi ve kuruluşların kesinlikle yasal bir “vekil firma” tayin ederek, konuyla ilgili çalışmalarını bu firma aracılığıyla sürdürmesi gerekmektedir. Uluslararası marka koruması işlemlerinin sağlıklı olarak yürütülebilmesi, ancak ilgili prosedürler konusunda uzmanlaşmış kişilerin, yani “marka vekillerinin” aracılığıyla gerçekleştirilebilir.

Dünya markası olmak, ihracat yapmanın çok daha ötesinde bir olgudur ve uzun soluklu, zorlu bir süreçtir. Türk markalarının, “kalite olgusu ve ürün farklılaşmasıyla” yurtdışı pazarlara açılıp “uluslararası marka” olmaları mümkün görünmektedir. Ancak esas olan nokta “kalıcı markalar” oluşturmak, yaratılan bu markaların da yasal olarak “uluslararası korunmasını” sağlayabilmektedir. Bu aşama, hem firmalarımız hem de ülkemiz açısından sürdürülebilir kalkınmayı sağlayacaktır.

Yazan: A.İlker ÖZER (Yurtdışı Marka Uzmanı)

« Previous Entries

Parse error: syntax error, unexpected '}' in /home/markvcom/public_html/wp-content/themes/textback/footer.php on line 7