MADO DONDURMASININ SIRRI OLAN KEÇİYİ DE MARKALAŞTIRDI

Nisan 24, 2009

Mado, Maraş dondurmasındaki lezzetin sırrı olarak gösterilen keçi sütünü üretmek için harekete geçti. Türkoğlu ilçesine bağlı Kılılı beldesinde toplam 600 dönüm alan üzerine 12 milyon dolara modern bir çiftlik kuran Mado, ilk etapta 10 bin keçiye ulaşmayı hedefliyor.

100 yıllık dondurma geleneğine sahip olan Kanbur ailesi, Kahramanmaraş’ta son 30 yılda Mado markasıyla bir yandan dünyaya açılırken bir yandan da farklı projelerle yakaladıkları bu başarıyı devam ettirmek istiyor. Aileden dondurmacı olan Mado Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kanbur, dondurmanın vazgeçilmezi olan keçi sütünün bu sektör için stratejik bir ürün haline geldiğini belirterek, keçi sütünü sadece dondurma için düşünmediklerini, önümüzdeki yıllarda farklı marka ve ürünlerle gıda piyasasına gireceklerinin mesajını veriyor.

MADO, SAANENİ MELEZLEŞTİRDİ

İsviçre patentli Saanen keçisini bölgeye getiren Mado, yaklaşık 1 yıldır önemli bir poje üzerinde çalışıyor. Önce 600 dönüm alan üzerinde modern bir çiftlik kuran firma, üniversiteden destek alarak Saanen keçisi ile Halep keçisini melezleştirmeye başladı.

İlk başta ciddi kaygılarının bulunduğunu anlatan Mehmet Kanbur, geldikleri noktada projenin başarılı olduğunu ifade etti. Saanen keçisinin hem çok süt verdiğini hem de üçüz-dördüz doğurduğunu kaydeden Kanbur, melez keçiye de “Madobeyazı” adını verdiklerini belirtti.

Çiflikte yaklaşık bin keçinin bulunduğunu ifade eden Kanbur, amaçlarının, yetiştirdikleri Madobeyazı keçisini bölgede yaygınlaştırmak olduğunu dile getirdi. Kanbur, “Şimdi yeni bir projeyi hayata geçirebilmek için yola çıktık. Buradaki yavru keçileri ailelere dağıtacağız. Üstelik bunun için başlangıçta herhangi bir ücret almayacağız. Her aileye 25 Madobeyazı keçisinin yanında 5 yıl süt alım garantisi de veriyoruz. Buradaki hedefimiz ise yılda bin keçiyi vatandaşlarımıza verebilmek. Böylelikle özellikle kırsaldaki vatandaşlarımız için önemli bir geçim kaynağı oluşturmuş olacağız” diye konuştu.

KEÇİ SÜTÜ PAKETLEME TESİSİ DE KURACAK

Keçi sütünün besin ve mineral değerleri açısından anne sütüne en yakın süt olduğunu anlatan Kanbur, ileriki aşamalarda Kahramanmaraş’a keçi sütü paketleme tesisi de kuracaklarını kaydetti. Kanbur şöyle devam etti: “Bunun için aslında her şeyimiz hazır. Pazarlama yöntemini de belirledik. Türk halkını keçi sütü ile karşılaştırmayı hedefliyoruz. Modern bir tesiste hijyenik ortamda hazırlayacağımız sütü büyük marketlere de vereceğiz” diye konuştu.

YABANCI SERMAYE İLE ORTAKLIK

Küresel dünyada yabancı ortaklıkların önemine dikkati çeken Mehmet Kanbur, sözlerini şöyle tamamladı:
“Hiç kimse artık pastayı tek başına yiyemiyor. Çok para da kazanamıyorsunuz. Bizim ticaretteki felsefemiz şu. Gelin hep beraber kazanalım. Birlikte çalışalım birlikte kazanalım. Onun için Uzakdoğu’ya açıldık.

Onun için yabancı ortaklıklara önem veriyoruz. Şimdi bu keçi projesinde de yabancı sermaye ile görüşüyoruz. Ama bu çok basit bir iş olmayacak. Sütten peynire, sucuktan diğer ürünlere komple bir sistem geliştirmeyi planlıyoruz. Her şeyinden faydalanmak istiyoruz. Tabii bunu yaparken de markalaşmayla beraber gideceğiz.”

Kaynak:www.hurriyet.com.tr

BURSA’NIN SİMGESİ HACİVAT- KARGÖZ PAYLAŞILAMIYOR

Nisan 24, 2009

Türk mizah hayatının vazgeçilmezleri Hacivat ve Karagöz tiplemesi paylaşılamıyor. Bursa’nın simgesi haline gelen Hacivat ve Karagöz’le ilgili Türkiye’de henüz bir patent veya marka tescili çalışması bulunmazken Mısır ve Yunanistan ‘Hacivat-Karagöz bizimdir’ diyerek uluslararası lobi faaliyetlerine başladı. ‘Gölge oyunu değil ama Hacivat-Karagöz tiplemesi’ bizimdir diyen Türk sanatseverler ise, henüz uluslararası bir birlikteliğin olmamasından şikayetçi.

Halen, şenlik ve çeşitli törenlerde Hacivat-Karagöz tiplemesiyle gösteriler yapan Hayali ve Tiyatro Sanatçısı Veysel Kamış, “Belki gölge oyunu değil ama Karagöz kesinlikle bizimdir” dedi. Gölge oyunlarının kökenini araştıran Dr.George Yakob’un bulgularına göre Çin’deki ilk örneklerin Milattan Önce 140 yılına kadar gittiğini anlatan Kamış, “Bu tarihte Çin imparatoru olan Vu, çok sevdiği eşi Wang’ı kaybeder. Karısının ölümü üzerine büyük üzüntü yaşayan imparatoru Sav Vöng adlı bir sanatçı teselli etmek için; imparatoriçeye çok benzeyen bir tasvirin gölgesini perdeye düşürerek ve kraliçenin sesini taklit ederek imparatora gösteri yapmasıyla ilk gölge oyununa imza attığını ortaya koymaktadır” dedi.

Osmanlı’da ise ilk gölge oyununun Şeyh Küşteri’nin tasavvufi amaçla öğrencilerine perdeyi dünya, gölgeleri ise insan olarak sunan ışık sayesinde gölgenin perdeye düştüğünü kaydetti. Bazı rivayetlere göre Yıldırım Beyazıt kimine göre ise Orhan Gazi döneminde Karagöz’ün öldürülmesi sonrasında sultanın pişman olup üzülmesi üzerine Şeyh Küşteri Karagöz ve Hacivat’ın nükteli konuşmalarını yaparak sultanı teselli etmeye çalıştığını anlatan Veysel Kamış, “Çin hükümdarının teselli edilmesi ve Osmanlı sultanın teselli edilmesi garip bir tesadüftür. Bu yüzden ilk örnekte sunulan Şeyh Küşteri’nin tasavvuf amaçlı gölge oyunu yapması daha hakikatli bir sonuçtur. Daha sonraları 1517 yılında Mısırı fetheden ‘in Yavuz Sultan Selim’in Memlük sultanı Tumambay’ın asılışını hayal perdesinde canlandıran bir hayal sanatçısını, oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın da görmesini arzu ederek İstanbul’a getirmesi ile gölge oyunu Anadolu’ya girmiştir. O güne kadar tıpkı Kerloğlan,Nasrettin Hoca gibi dilden dile anlatılarak anonim bir hal almış olan Karagöz ile Hacivat perdeye yansıltılmaya başlanmış ve aynı dönemler yaşadıkları sanılan Şeyh Küşteriye atıfta bulunarak perdeye Şeyh Küşteri meydanı da denmiştir” diye konuştu.

Gölge oyununun Türk kültürüne girmesi Şeyh Küşteri’nin tasavvufi amacıyla başladığını, ama eğlence kültürüne girişinin Mısır’ın fethinden sonra olduğunu belirten Veysel Kamış, Mısır’ın fethinden sonra eğlence kültürüne giren gölge oyununun 16. yüzyıldan sonra Karagöz’le renklendiğini dile getirdi.

Karagöz’ün bugün Yunanistan ve Mısır tarafından sahiplenmeye çalışıldığını söyleyen Kamış, Mısır’ın ‘Aragöz’ ismiyle Hacivat-Karagöz tiplemesine sahip çıktığını ileri sürdü. Kılıç kalkan oyununun ‘Marka tescili belgesi’nin Bursa tarafından alındığını vurgulayan Kamış, Yunanistan’ın baklavanın ardından Hacivat-Karagöz’ü de sahipleneceğinin altını çizdi. Türkiye’de henüz bu yönde bir girişimin olmamasına rağmen Yunanistan’ın girişimlerini uluslararası arenaya taşıdığına dikkat çeken Kamış, “Maalesef değerlerimize sahip çıkamayınca birileri hemen sahipleniyor. Halen patent veya marka tescili yönünde ülkemizin bir girişimi yok” dedi.

Kaynak:www.haberler.com