TEKSTİLİN DUAYENİ ENERJİDE MUCİT OLDU
Mart 24, 2009
Tekstilin duayen hocalarından Prof. Dr. Işık Tarakçıoğlu, emekli olduktan sonra da devam ettiği araştırma projeleriyle aralarında alternatif enerji buluşlarının da yer aldığı 17 projesine patent ve faydalı model aldı.
Projeler arasında Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’da enerji maliyetlerini önemli ölçüde düşürecek güneş kolektörü de bulunuyor.
Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği’nde 40 yıllık görevinin ardından geçen yıl emekliye ayrılan Prof. Dr. Tarakçıoğlu, üniversite kampüsünde yer alan araştırma laboratuvarında çalışmalarına devam ediyor.
Tarakçıoğlu, maliyetinin büyük kısmını kendisinin karşıladığı Ar-Ge projelerinde son dönemde enerji projelerinin ön plana çıktığını söyledi.
Önceki yıllarda fonksiyonel kumaşlar üzerinde yürüttüğü araştırma projelerinin küresel ısınma tehdidiyle birlikte yön değiştirmeye başladığını dile getiren Tarakçıoğlu, küresel ısınmanın olumsuz etkilerini gidermek için yenilikçi giysiler geliştirmeye çalıştıklarını ifade etti.
Giysilerde başarılı sonuçlar alınması üzerine küresel ısınmayı avantaja çeviren projelere yöneldiklerini dile getiren Tarakçıoğlu, ileri tekstil ürünlerini bina yalıtım sistemlerine entegre ettiklerini, akıllı perde ve çatı sistemleri geliştirdiklerini belirtti.
Toplam 17 proje için faydalı model ve patent aldıklarını belirten Tarakçıoğlu, son olarak güneş enerjisi kolektörlerinde de tekstili kullanarak bu alanda önemli bir yenilik yarattıklarına dikkati çekti.
Tarakçıoğlu, “borusuz su ısıtıcı güneş kolektörü” projesi hakkında şu bilgileri verdi:
“Evlerde kullanılan güneş kolektöründe su, boruların içinden akıyor. Pahalı ve ağır bir sistem. Biz özel bir kumaş kullanarak borusuz kolektör yaptık. Su yerine de kaynama derecesi yüksek ısı transfer sıvıları kullandık. Elde ettiğimiz sıcak yağı bir kaynatıcıya vererek suyu ısıtıyoruz. Buradan kombiye bağlantı yapılabiliyor. Sistem, güneşli günlerde kombiyi devre dışı bırakarak kolektörlerden gelen ısıyı kullanıyor. Yaptığımız deneylerde İzmir’de yüzde 25, Gaziantep, Antalya gibi daha fazla güneş alan bölgelerde yüzde 35 civarında ısıtma tasarrufu sağlanabildiğini saptadık. Konut kullanımının yanında sıcak suyun kullanıldığı tekstil gibi sanayilerde önemli tasarruf sağlayacak bir sistem oldu.”
KRİZİN ETKİSİ
Ürettikleri kolektörün klasik kolektörlere göre yarı yarıya daha ucuza mal olduğunu ifade eden Tarakçıoğlu, sistemin faz değiştirici ürünlerle de entegre edilmesiyle güneş battıktan sonra da depolanan enerjiyi kullanarak ısıtmaya devam ettiğine dikkati çekti.
Sistemin kullanıma hazır olduğunu, laboratuvar dışında ilk deneyi bir tekstil fabrikasında yapacaklarını ifade eden Tarakçıoğlu, “Sistemin uygulanması ve satışı konusunda bir şirketle anlaştık. Ancak küresel kriz nedeniyle projeyi durdurmak durumunda kaldık. Bu tip yeni sistemlerin sanayiye uygulanması belli bir maliyet gerektiriyor. Bu nedenle özellikle büyük şirketlerimizin ilgisini bekliyoruz” dedi.
Tarakçıoğlu, bu konuda yürüttükleri diğer bir projeyle de güneş enerjisiyle su kullanmadan havayı ısıtarak konutlara veren bir sistem oluşturduklarını kaydetti. Hava ısıtıcı güneş kolektörü adı verilen sistemle ilgili deneylerin devam ettiğini kaydeden Tarakçıoğlu, güneşten daha iyi yararlanmayı amaçlayan bu sistemlerle enerji maliyetlerini önemli oranda düşürmeyi planladıklarını ifade etti.
Vestel ile sistemin klima sistemine entegre edilmesi konusunda bir görüşme yaptıklarını ifade eden Tarakçıoğlu, sanayi uygulamaları konusunda firmalara daha fazla devlet desteği sağlanması gerektiğini de ifade etti.
KYOTO PROTOKOLÜ
Türkiye’nin Kyoto Protokolüne imza atmayı taahhüt ettiğini, ancak alternatif enerji konusunda halen hiçbir çalışma yapmadığını söyleyen Tarakçıoğlu, devletin bu konuda bir an önce destekleme mekanizmalarını devreye sokması gerektiğini, aksi halde yakın gelecekte Türkiye’nin köşeye sıkışacağını ileri sürdü.
Almanya’da güneş enerjisi kolektörü araştırmaları için devletin verdiği desteğin Türkiye’deki araştırmalar için harcanan toplam paraya eşit olduğuna dikkati çeken Tarakçıoğlu, “Türkiye araştırma geliştirmede de maliyetlerinin düşüklüğüyle Avrupa ülkelerine göre avantajlıdır. Bu araştırmalar desteklenirse kısa zamanda yeni bir sanayi dalı kurulabilir ve ihracat kapısı açılabilir” dedi.
GELİŞTİRİLEN ÜRÜNLER
Prof. Dr. Tarakçıoğlu yönetiminde yapılan araştırmalar sonucu akıllı şapka, baret, başörtüsü, parka, mont, kaban, battaniye, yorgan ve minder gibi giysilerle akıllı perde, panjur, jaluzi, çatı konstrüksiyonu ve seyyar güneş sobası gibi ısınma araçları da uygulamaya geçti.
Almanya’da gördüğü yüksek lisans eğitimi sonrası 1971 yılında Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği’nde eğitim hayatına başlayan Tarakçıoğlu, sektörün ulusal ve uluslararası önde gelen ar-ge projelerini yönetti. TÜBİTAK Tekstil Araştırma Merkezi’nin (TAM) kuruculuğunu yapan Tarakçıoğlu, Avrupa Tekstil Üniversiteleri Birliği ve Avrupa Tekstil Araştırma Merkezleri Birliği’nde Türkiye’yi temsil etti.
Tarakçıoğlu, TAM’ın kapanması sonrası Ar-Ge çalışmalarının devam etmesi için kurulan Tekstil Araştırmaları Derneği’nin de başkanlığını yürütüyor.
Kaynak:www.hurriyet.com.tr
TEKİRDAĞ UÇAĞINI KURTARACAK BULUŞ
Mart 24, 2009
Geliştirdiği, “göz kamaştırmayan ve daha uzak mesafeyi aydınlatan far sistemi” ile dünya birincisi seçilen Yard. Doç. Dr. Turhan Alçelik, çok önemli bir buluşa daha imza attı. Birleşmiş Milletler’in dünyada mecburi standart olmasına karar verdiği ‘far’ çalışmasının ardından sokak lambası projesi de bitmek üzere olan Alçelik, uçak facialarını asgariye indirecek buluşu için patent başvurusu yaptı. Alçelik’in buluşu Hollanda’daki Tekirdağ uçağı kazası gibi olaylarda can kaybını minimize edecek.
Patent başvurusu sonrasında sıcağı sıcağına ilk kez Cihan’a röportaj veren Alçelik, önümüzdeki günlerde konuyla ilgili basın toplantısı yapacak. Uçak kazalarını önlemeyi, can ve mal kaybını en aza indirmeyi amaçlayan Alçelik, iki farklı konuda başvurusunu yaptı. Birincisi, tehlike anında uçağı havaalanı dışında herhangi bir bölgeye en az hasarla indirebilecek sistem. Bu sayede, uçak bir nevi helikopter gibi yere yumuşak bir iniş yapabilecek. İkincisi ise uçak düşerken parçalanmayı önleyecek sistem…
Göz hekimi olan ve aynı zamanda 20-21. dönem Giresun milletvekilliği de yapan Yard. Doç. Dr. Turhan Alçelik ile, bu üç projesini konuştuk. 2006′da İsviçre’de düzenlenen 34. Uluslararası Buluşlar Fuarı’nda “dünya birincisi” seçilen ve patent alma-üretim aşamasında sıkıntı yaşadığı “far sistemi” ile röportaja başladık…
-Bu projeye nasıl başladınız?
Yaklaşık 20 yıl öncesine dayanıyor. Daha önce hekim olarak şahit olduğum iki trafik kazası bu çalışmalara başlamama yol açtı. Adapazarı ve Tunceli’de meydana gelen iki kazaya da araç farının şoförün gözünü alması sebep olmuştu. Acaba yeterli mesafeyi gösteren; ama karşıdakinin gözünü almayan bir far yapılamaz mıydı? 1994-95′de de bunun uygulama çalışmasını başlattık. 7-8 yıl sürdü. Hem karşıdakinin gözünü almayan hem de yeterli mesafeyi aydınlatan sistemi geliştirdik. Uluslararası patent kuruluşu tarafından da patentlendi. Cenevre’deki BM aydınlatma komitesinde testleri yapıldı ve onaylandı. Bu testler bittikten sonra Tofaş-Fiat’la birlikte bu çalışmaların uygulamasını yürüttük. Orada da başarıyla sonuçlandı; lakin bunu arabaya takalım noktasına gelindiği an tıkandık. Çünkü Fiat’ın farlarını Alman Automotiv Lighting firması yapıyormuş. Automotiv Lighting’in ürünü ile kıyaslandığında da her açıdan daha başarılı olduğu test edildi ve kanıtlandı. Buna rağmen başarı raporunu hâlâ Fiat’a göndermediler. Daha üstün bir ürünü biz normal piyasadaki ürünle aynı fiyata yapabileceğiz; ama üretime geçemedik.
PROJE, TÜRKİYE ADINA TEK ÖRNEK… EKONOMİK KRİZ ENGEL OLDU
-Projenin özelliklerinden kısaca bahseder misiniz?
Standart kısa huzmeli farlar yaklaşık 35 metreyi aydınlatırken, bu sistemde kısa farlar 90 metreyi aydınlatabiliyor. Tehlikeyi daha çabuk görüyorsunuz. Bu far sayesinde virajlarda uzun far kullanmaya gerek kalmıyor. Araçların geçişi esnasında oluşan geçici kör noktalar ortadan kalkıyor. Sisli havalarda da görüntü kalitesini katlayarak artırıyor. Mevcut farlar ile yeni geliştirdiğimiz farın maliyeti aynı.
-Proje Türkiye açısından BM gündeminde yer alan ilk buluş. Prestij açısından büyük önem arz etmesine rağmen ilgili şirketler niçin gereken hassasiyeti göstermedi?
Bu çalışma Türkiye adına BM’ye gitti ve onay aldı. Ülkemiz adına yapılmış tek örnek. Milli otomotiv sektörümüz olmadığı için, Türkiye içinde karar veremediğimiz bir durum söz konusu. Yapılması gerekenlerin hepsini yaptık; eksiksiz sonuç aldık. Bundan sonrasını kestirmek zor. Şu anda ekonomik krizin de araya girmesiyle ilgilenen önemli firmalar da görüşmeleri askıya aldı.
ÜRETİM İÇİN EN AZ 6,5 MİLYON EURO GEREKİYOR
-Devletle irtibata geçtiniz mi? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile de görüştünüz mü bu konuyu?
Sayın Erdoğan’la birkaç kere görüştük; en son beş altı ay önce görüşmüştük. Bakanlıkta bir üniversite ile işbirliği, halince devlet desteği çıktı. Ama karar çıksa bile bunu üreteceğiniz tesis yok; asıl sıkıntıyı burada yaşıyoruz. Bu tesisi kurmak çok maliyetli. Elimizde 10 milyon euro olmadan far verebilmemiz mümkün değil. Yaptığımız fizibilite çalışmalarına göre asgari 6,5 milyon Euro’ya ihtiyaç var. Bu imkânımız olur da bunu üretebilirsek, sanayiye verip piyasaya sürmek çok rahat olacaktır.
GAYRİMENKULLERİMİ SATTIM
-Patent sürecinde çok zorlanmışsınız. Maddi desteği nasıl sağladınız?
Tamamen kendi imkânlarımla karşıladım. Üç önemli gayrimenkulümü sattım; Ankara merkezde çok kıymetli bir gayrimenkulümü sattım. Bu bir idealdi bizim için. Dolayısıyla bunları harcadık; ama emeğimizi aldık, alacağız inşallah. Bu süreç içerisinde Tofaş-Fiat’ın kapsamlı AR-GE katkısını unutamayız. Dolayısıyla proje çok sağlam bir teknik alt yapı ile buralara geldi. Yaklaşık 1 milyon liralık bir bütçeyle buraya geldik, eski para ile 1 trilyonluk masrafımız oldu diyebiliriz.
ÖDÜLE DOYMAYAN PROJE
-Projenizin aldığı ödüllerden de bahseder misiniz?
İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen 34. Uluslararası Buluşlar Fuarı’na sunulan 1000′e yakın icat arasından teknik jürinin birincilik ödülünü aldık. Romanya’da başarı ödülü aldık. Daha sonra aynı yıl Türk Patent Enstitüsü, büyük patent ödülünü verdi projeye. Almanya’da bir başka icat fuarında gümüş madalya aldı. Proje dünya çapında büyük beğeni topladı. Ama beğenilmesi yetmiyor. Eskilerin bir tabiri var marifet iltifata tabidir. Bütün marifetleri sergiledik ama iltifat noktasında aynı başarı gelmedi.
PROJENİN TÜRKİYE’DEN ÇIKMASI ŞANSSIZLIK
-Böyle bir aşamaya gelmiş projenin akim kalmasının sebepleri neler? Bu proje Batılı bir bilim adamının olsaydı aynı zorlukları yaşar mıydı yoksa bu farları dünyanın dört bir yanında görür müydük?
Şöyle söyleyebiliriz… Bunu ben tek başıma söylemiyorum, birçok kişinin kanaati, eğer bu proje otomotiv üreticisi herhangi bir ülkede başarılmış olsaydı şu anda bütün dünyada kullanılıyor olurdu. Bu sadece benim değil bu konuda beraber çalıştığımız herkesin ortak kanaati. Ama biz maalesef bu adımları atamadık.
-Otomotiv sektörü gelişmiş olan ülkelerle temasınız oldu mu?
Başbakanlık’ta sayın Erdoğan’la beraber Kore cumhurbaşkanı ile görüştüm. Kore sanayi bakanı ve Kia Hyundai CEO’suyla görüşmelerimiz oldu. Somut bir netice çıkmadı. İlginçtir, attığımız bütün adımlardan somut bir sonuç çıkmadı. Gerekçesini bilmek zor.
-Sizce niçin somut bir sonuç elde edilemiyor?
Zannediyorum bizim böyle bir çalışma yapmış olmamız nedeniyle Türkiye’nin ismini öne çıkaracak bir çalışmayı kabullenemedi başat ülkeler.
-Yani Türkofobi mi bunun sebebi?
Öyle demeyelim; “Türkiye otomotivde yok, onun için” diyelim. Türkiye’de Ford’un, Renault’nun, Fiat’ın, Mercedes’in fabrikası var; ancak yerli üretimimiz yok…
-İran’daki firmayla görüştünüz mü?
Önümüzdeki günlerde görüşeceğim. Daha önce başka bir vesile ile İran büyükelçisi ve ticaret ataşesiyle görüşmemiz oldu. Geldiğim noktada artık İran ve Malezya başta olmak üzere Çin bölgesine yöneleceğim; buna karar verdim.
-Projenizle ilgili sizinle bizzat görüşen firma var mı?
Birçok görüşmemiz oldu. Firma ismi vermek istemiyorum, Türkiye’de Tofaş ve Fiat’la resmi bir çalışmamız oldu. Marka olarak değil de ülke olarak söyleyebilirim; Çin ile, ABD ile, Almanya ve Hollanda’daki bazı temsilcilerle görüşmeler yaptık. Bu görüşmelerden somut sonuç çıkmadı henüz.
SOKAK LAMBASI PROJESİ DE TAMAMLANDI; ÜRETİME BAŞLANACAK
-Sokak lambası çalışmanız da var. Bundan da bahseder misiniz?
Üç önemli özelliği var. Şu anda dünyadaki en verimli sokak lambası. Yani aynı enerjiyle aynı ampulü kullanarak en fazla ışığı veren lamba. İkincisi, en düzgün ışık veren lamba; yani direkler arasındaki karanlık noktaları kaldırıyor. Üçüncü özelliği, gözü çok az rahatsız ettiği için veya hiç etmediği için görüşünüz daha iyi. Projemiz şu anda bitme aşamasında, TSE’den onayını aldığımız an piyasaya vereceğiz. Birçok yerle görüşmemiz oldu, teklifleri aldık.
‘UÇAK’ PATENTİ İÇİN DOĞUM GÜNÜNÜ SEÇTİ
-Uçak kazalarını önlemeyle ilgi bazı projeleriniz var ve bugün (5 Mart) itibarıyla patent başvurusunu yaptınız, bu projenizden de bahseder misiniz?
Uçaklarla ilgili dünyadaki en önemli problem, kalkıştan sonraki arızalar ve kaza sonucu yaşanan büyük can ve mal kayıplarıdır. Ben bu konuyla ilgili iki farklı patent başvurusu yaptım. Uçak düşmelerinin en önemli sonucu, can kayıplarının çok olmasıdır. Ben yıllardır bu optik çalışmalarımı yürütürken aynı zamanda, uçaklardaki tehlikeli durumu da acaba en aza indirecek bir çalışma olamaz mı veya uçak düşmesi kaçınılmaz olduğunda en az zararla uçak yere indirilebilir mi, can kaybı en aza indirilebilir mi diye iki farklı çalışma yaptım. Bugün yani 5 Mart 2009 tarihi itibarıyla patent başvurusunda bulundum. Doğum günüm 5 Mart olduğu için bu tarihi seçtim.
Birincisi; tehlike anında havaalanı olmasa bile uçağın güvenli olarak tarlaya, bahçeye, yola veya bir helikopterin inebileceği alana emniyetle inebilmesini sağlayacak bir sistem… Teknik detayı şimdi vermeyeceğim. Havaalanına yetişemiyorsun, uçak düşecek, bu şartlar altında uçağı en az hasarla herhangi bir yere inmesini sağlayacak bir çalışma… Dolayısıyla çok daha uygun bir hızla inişi sağlamaktır amacımız.
İkinci proje ise, “her şeye rağmen uçak düşüyorsa”, o çarpmanın etkisini en aza indirecek bir çalışma… Bu iki çalışma da tamamen birbirinden farklı. Birisi güvenli inişi amaçlıyor, diğeri ise uçağın düşmesi kesinleşmiş ise güvenli indirmeyi sağlayamadığınız anda uçağın çarpma anındaki parçalanma sürecini ortadan kaldırmaya dönük bir araştırma. Uçağın aldığı darbeyi en aza indirecek bir çalışma.
- Birinci proje ile ikinci proje birbiriyle bağlantılı mı?
Tamamen birbirinden bağımsız iki çalışmadır. Birbiriyle hiçbir bağlantısı yoktur. Aynı uçakta iki sitem de kullanılabilir, sadece biri de kullanılabilir. İkisi sistem aynı uçakta kullanılırsa çok daha güvenli bir sistem ortaya çıkıyor.
BULUŞUM, FİZİK KURALLARINA AYKIRI DEĞİL
-Projeleriniz için daha önceden maket olarak hiç denemede bulundunuz mu? Fiziki şartlara uygunluğu test edildi mi?
Fiziksel olarak termodinamiğin bütün kurallarını içinde barındırıyor. Bu kelimeyi, termodinamik kelimesini kullandığım zaman işin uzmanı ne demek istediğimi anlar. Yani bilimin bütün katı kurallarını bu proje içinde barındırıyor. Kaldı ki ben uluslararası onaylanmış buluşu olan bir insan olarak bunu söylüyorsam bunun bir anlamı var.
Test yapma konusuna gelince, Türkiye’nin bu alanda test yapması kendi imkanlarıyla hele hele buluş sahibinin kendi imkanlarıyla test yapması kolay değil. Ama biz bu çalışma ile bunu kamuoyuna mal ediyoruz ki insanlığın ihtiyacı olan bir şey. İlgi duyan uçak firmaları, buna askeri uçaklar, yolcu uçakları, kargo uçakları dahil, eğer bu konuda bir ihtiyaç hissediyorlarsa, biz bu bilgilerimizi paylaşmak ve insanlığın hizmetine sunmak için bu açıklamayı yapıyoruz. Ama bunun bir bedeli var, bu bedeli ödemekten kaçmamaları gerekiyor.
MALİYETİ DE YÜKSEK DEĞİL
-Bu sistemi uçaklarda uygulamanın maliyeti ne kadar olur?
Şu anda rakam telaffuz etmek istemiyorum, ama bir uçağın fiyatından çok daha küçük rakamlara biz bütün test çalışmalarını yapma imkânına sahibiz. Bir uçağa ödenecek paranın belki yarısı kadar bir kaynak ile belki daha azıyla, projemizin kullanılabilirliğini, ispat edebiliriz. İspat ettikten sonra kullanılabilir, uygundur etiketini aldığımız zaman bütün uçaklara açıktır projemiz.
YAKINDA AÇIKLAMA YAPACAK
-Far projesi için İran’a görüşmeye gidecektiniz. Uçak projesi hakkında da İranlı yetkililerle bir görüşmeniz olacak mı?
Tabii ki, kesinlikle… Sonuç alabileceğimiz her yere gideriz ve gideceğiz de… Önümüzdeki günlerde bütün Türkiye ve dünya kamuoyuna açıklayacağız. O zaman kimin bu konuda bir isteği varsa; kim ciddiye alıyorsa projemizi, onlarla masaya oturacağız. Dünyanın neresinde olursa olsun insan hayatına katkı sağlayan bir çalışmayı önemsiyoruz. Herkese başta uçak üreticisi firmalar olmak üzere bu fikrin kapısı açık. Ama çok ciddi firmalara kapımız açık olacak. Bütün bilgilerimizi paylaşmaya hazırız; ama bunu yaparken gerçekten insanlığın hizmetine sunabilme arzusuyla bu adımı atmak istiyoruz; olay budur. Önümüzdeki dönemde bu konunun kamuoyunu daha fazla meşgul edeceğini düşünüyorum.
Kaynak:www.haberler.com









Son Yorumlar